Muhatabı üzerinde iktidar kurmak isteyen eleştiri zenginleştirmez. Üstenci eleştiri, muhatabının (kişi ya da metin) ele geçirilebilir olduğundan kuşku duymaz. Gerçeğin karmaşıklığını, değişkenliğini, çok boyutluluğunu teslim ederse benzer biçimde kendi eleştiri metninin de tartışmaya açık hale geleceğini kabullenmek zorunda kalır. Bu tür eleştiri kendininki dışında kalan tüm algıları yok sayar. Haliyle çoğaltan değil, sınırlayandır.

Herhangi bir şeyi sınıflama ya da tanımlama çabası onu ele geçirme, hatta fethetme arzusundan kaynaklanır. Birini ya da bir şeyi bütünüyle kavrayabileceğinizi, yetinmeyip onu ele geçirebileceğinizi düşünüyorsanız, varlıkların karmaşık yapısına saygı göstermiyorsunuz demektir. İktidar insan doğasını kategorilere sıkıştırmaya ezberlidir. (Malum, sadece ülkeyi yönetenlere bulaşmış bir “haslet” değildir iktidar.) Erk sahibi, karmaşık yapıyı sergilemek için ince işçiliğe girişen sanattan pek hazzetmez. Çünkü karmaşık yapının varlığının kabulü kendiliğinden bir şekilde ilişkileri eşitlik zeminine çeker. Tek bir doğru olmadığı gerçeğine götürür bizi, bu da çoğulculuğa ve demokrasiye kapı açar. Yazarın iğne oyasıyla ördüğü metin, gerçeği temsil etmeye çalışmaz; onun, yani gerçeğin “ele geçirilemeyecek” denli karmaşık olduğunu hatırlatır.

Gerçeğe yaklaşabilmemiz için birden çok, farklı okumalara ihtiyaç duyarız. Her bir okuma gerçeği bir yerinden yakalar. Yine de tümüne egemen olamayacağımızı biliriz. Hiçbir şey ele geçirilemez olduğu gibi, bunu yapabildiğini iddia eden eleştirinin de eleştirisi mümkündür. Aynı şekilde bu yazının ve bundan sonrakilerin de… Birbirini yanlışlayan ya da birbirine ek yapan eleştirilerin her biri kaynak metnin sahip olduğu anlamları çoğaltır. Elbette bütünüyle yıkıcı eleştiriler konu dışı. Onlar edebiyat magazininin işi.

Kaynak metin, her okumada yeniden yazılır ve bu yeni versiyon kimi zaman yazarın niyetinin uzağına düşer. Nasıl ki insan ötekinin bakışıyla yeni bir kimlik kazanır, metnin nitelikleri de her okurda yeniden şekillenir Biriyle ilişki kurduğumuzda o kişinin bizden önceki deneyim ve alışkanlıklarının hakkımızdaki algısını biçimlendirmesi gibi, okurun önceki deneyim ve alışkanlıkları da okuma biçimini etkiler. Her algı yeni bir gerçekliktir. Ne kadar algı varsa o kadar da metin var demektir. Okurun yazdığı bu yeni metinde yazarın niyet ettiklerini aramak yersizdir. Hele ki “niyet edilen”in yazar için de bir muamma olduğu düşünülürse…

Yazar, metnin yaratım sürecinde bazı şeyleri bile isteye kurgular. Öte yandan pek çok şeyi de bilememektedir. Metnin farkında olmadan dokunan yanları vardır. Yazdığımız metnin de, hayatımızın da mutlak hâkimi değiliz. Tam da bu nedenle metin sadece eleştirmen tarafından değil, yazarın bile kendisi tarafından ele geçirilemezdir.

Yazma eyleminin en başta yazar için bir keşif olduğu bilinir. Peki bu keşif yazma serüveninin hangi noktasında yaşanır? Mesela yazmaya başlamadan önce mi? Yalnızca eylem sırasında mı? İlk yazım bittiğinde mi? Editör gördüğünde mi? Yoksa; her okurda yeniden yazıldığı zaman mı? Yazar, eleştirmenin ya da okurun gözünden kendi metnini yeniden okuma olanağını bulur. Ötekinin bakışı, üstenci ve sınırlayıcı değilse yeni keşifler için büyük bir olanaktır.

Metni değerlendirirken izlediğimiz hat, o metnin içinde ilerlemek için mevcut pek çok yoldan sadece biridir. Peki okur neden o hattın üzerinden yürür? Bu soruyu kendimize sorabildiğimizde yaptığımız değerlendirmenin yalnızca okuduğumuz metinle değil, kendimizle ilgili taraflarını da keşfedebiliriz. Eleştirmen sadece metinle ya da yazarıyla diyalog kurmaz, kendisiyle de konuşur, kendi okumasının da eleştirisini yapar. Özetle bir yandan kaynak metne bakar, bir yandan da eyleminin dışına çıkıp kendisini değerlendirir. Aslında eleştirisine yönelik tüm öteki okumalar da buna hizmet eder. Üstenci eleştiri yalnız başkalarının değil, kendisinin de yoldaşı değildir.

Devrik Cümle, Remzi Kitap Gazetesi, Ekim 2016

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.