Yenilikçi ve deneysel metinler üreten yazarların salt “yeni bir şey yapmış olmak” için yenilik peşinde koştuklarını sanmıyorum. Bazısı bu yeni biçimi, dili, yapıyı; meselesiyle (içerikle) ilişkili olarak kurar. Ne anlatacağı, nasıl’ını belirler. Ona göre o mesele “bu biçimde” anlatılabilir. O güne dek denenmiş biçimlerin sınırları yazara dar gelmektedir. Anlatacağı şeyin farklı bir biçimde anlatılmasının olanaklarını araştırır. Anlatmanın/anlamanın sınırlarını genişletmiş olur. Böylece anlatılan şeyin niteliğine de etki der. Onu yeniden ve farklı biçimde görmemizi sağlar. Bize yeni bir biçim göstererek, bir şeyin tek bir şekilde anlatılma zorunluluğu olmadığını duyumsatır. Okumanın kelime haznemizi geliştirdiğini küçük yaştan itibaren duymuşuzdur. Hep belli başlı kelimelerin kullanıldığı kitaplar okusaydık haznemiz aynı kalırdı. Yeni biçimler ve denemeler sayesinde ise genişleyen sadece “kelime haznemiz” değildir.

Özellikle de geleneksel düşünce kalıplarını aşmak isteyen, verili olan ahlakın, aklın, düzenin dışına çıkmaya çalışan edebiyatçı, biçimiyle de bunu yapması gerektiğini bilir. Yeni olanı eskinin biçimiyle anlatmak imkânsızdır. Bunun yanında kimi yazar için “nasıl anlattığı”, meselenin kendisiyle ilişkili olmakla birlikte, ondan bir ölçüde bağımsız ve hatta daha önemlidir. Dil, salt bir araç değildir. Anlatmayı amaç edindiği meseleye göre biçimlenen ama bir yandan da bunun sınırlarını zorlamayı amaç edinen, dolayısıyla kendisi üzerine düşünen; varoluşunu, yapısını yıkıp yeniden kurarak dönüştüren bir şeydir dil. O yüzden asla bir araç olarak kalamaz. Bunu her yaptığı esnada amaçlaşır.

Kimi yazar da dilin “yetersiz” bir araç olduğunu idrak ettiği için poetikasını bunun üzerine kurar. Dil dünyayı anlamanın ya da anlatmanın aracı olmaktan çıkmıştır. Kendisi amaçtır. Yazar, dili amaçlaştırarak, dünyanın anlatılamazlığını anlatmaya çalışır. Dili kendi yetersizliğini ifşa etmek için kullanır (bozar, deforme eder, yeni bir dil kurar). Bu da bir poetikadır evet. Poetika sadece içerikle ilgili değildir çünkü. Ya da şöyle söylemeli; biçimin poetikası sadece biçimle ilgili değildir.

Böylesi yazarların metinlerini sevmemek herhangi bir okurun hakkı olabilir. Ama eleştiri başlığı altında kaleme alınan ve yayınlanan bir yazıda “Bu şimdi ne anlatmak istiyor canım, ben bundan hiçbir şey anlamadım, ne tuhaf kelimeleri yan yana getiriyor öyle, hem bu noktalama işareti de öyle kullanılmaz ki, ayy Türkçeyi de bilmiyor bu” türünde yorumları “cahillik” diye nitelendirmek de bir okur olarak benim hakkım. (Ubeydullah Günel’in, öykücü Bora Abdo’nun kitaplarıyla ilgili yazısı bu açıdan incelenmeye değer. Günel bu yazıda adeta “icat çıkarma!” diyor Bora Abdo’ya. Yazı abcgazetesi.com’da yayınlandı.)

Kuşkusuz yenilikçi görünen her metnin arkasında bir poetika olduğunu iddia edecek değilim ama eleştirmeden önce bu olasılık üzerine düşünmek, bunu araştırmak gerekiyor. Eleştirilecekse de “burada ne anlatmak istiyor, bu ne biçim Türkçe” demek, yazarın yapmak istediği şeyle hiçbir ilişki kurmadan eleştirmek oluyor. Yazarın öykülerinde kurmaya çalıştığı dilin poetikasını anlamaya çalışmadığınızda onunla tartışamazsınız da. Çünkü oldurmaya çalıştığı şeyi oldurup oldurmadığını bilemezsiniz. Bilmeyince de analiz edemezsiniz.

Bu yeni biçim, geleneksel kalıpları kırma çabası, hepimiz için bir hapishane olan dilin duvarlarını zorlama uğraşı yazarın poetikasıyla birleşmiyorsa, ya da herhangi bir anlam (dikkat; o anlam her zaman sizin anladığınız gibi içerikle ilişkili olmayabilir) ifade etmiyorsa orada yenilikçiliğin değil, buluşçuluğun izleri var demektir. Poetikası olmayan denemeler okura “buluşçuluk” olarak yansıyabilir. Fakat eleştiriniz bu ise onu da temellendirmeniz gerekir.

Devrik Cümle, Remzi Kitap Gazetesi

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.