Émilie du Chatelet, öngörü sahibi zeki bir kadın. O yüzden vasiyet gibi bıraktığı şu cümleler insanın içinde burukluk yaratıyor: “Beni kendi meziyetlerimle ya da meziyetlerimin olmaması ile değerlendirin, fakat beni şu büyük generalin, bu büyük bilginin, Fransa’da parlayan bir yıldız veya meşhur bir yazara eklenti olarak görmeyin. Ben kendi doğrumla tüm söyledikleri ve yaptıkları ile sadece kendisine sorumlu olan bütün bir kişiyim.”

Gerçekten de ‘kendi meziyetleriyle değerlendirilmeyi’ fazlasıyla hak eden bu kadın bilimcinin matematik ve fizik alanında ortaya koyduğu tezler hak ettiği yeri ancak ölümünden 100 yıl sonra bulacak. Daha o hayattayken çıkan dedikodular ismini ısrarla bir generalin, bir büyük bilginin ya da yazarın adına eklenti olarak koyacak:

“Büyük yazar Voltaire’in yasak aşkıymış. Söylendiğine göre Newton’la da kısa da olsa aşk yaşamış. Zaten genç bir askerle ilişkisinden olan çocuğunu doğurduktan hemen sonra ölmüş. Ayrıca kocası çok önemli bir generalmiş. Kaldı ki, babası da 14’üncü Louis’nin baş danışmanıymış.”

Yaşam öyküsünün etrafı erkeklerle çepeçevre sarılmış olan Émilie du Chatelet’in yaşamı kuşkusuz bütün bu söylencelere elverişli bir zemin sunuyor. 18’inci yüzyıl Fransa’sında evli olduğu halde çalkantılı ilişkiler yaşayan kadın imgesi, filmlere, romanlara konu arayanlar için bulunmaz bir malzeme. Peki ya bu anlatılar kahramanın esas özelliklerini gölgede bırakırsa?

Yanıtsız sorular

Margit Walsø imzalı ‘Sevgili Voltaire’ isimli kitap, bu kategoriye alınmalı mı, yoksa haksızlık mı etmiş oluruz, düşünmek gerek. Nitekim yazarın iddiasının Émilie du Chatelet’nin tam teşekküllü bir biyografisini yazmak olmadığını kitabın isminden anlıyoruz.

Fakat kitabı okudukça gördüm ki, bu kitap aslında adındaki vaadi de hakkıyla yerine getirmiyor; Émilie ile Voltaire’in ilişkisinden çok, bilimle uğraşan bir kadının aşk yaşamını anlatıyor. Émilie’nin Voltaire’le başlayan ilişkisi neredeyse kocasının himayesinde 20 yıl sürüyor. Fakat bu arada bu ilişkinin sonlarına doğru Émilie, genç bir askere gönlünü kaptırıyor. Ve kitabın ortalarından itibaren biz Émilie’ye epey acı veren bu ilişkinin hikâyesini okuyoruz. Tabii Voltaire’in Émilie’ye olan bağlılığını ve aralarındaki güçlü dostluğu da. Zira ölüm döşeğinde ellerini tutmayı sürdüren tek kişi Voltaire’den başkası olmayacak.

Kimse yazarı seçtiği konu nedeniyle eleştiremez. Önemli olan, iddiasını ne derece yerine getirip getiremediğidir. Ben de o gözle okuyorum kitabı ve çevirdiğim her sayfa içimde giderilmeyen bir doyumsuzluk hissi bırakıyor. Bilimin kadınlar için neredeyse yasak olduğu bir dönemde Newton fiziğinin hataları olabileceğini kanıtlamaya soyunan, Newton’ın Principia’sını Fransızca’ya çeviren Émilie’nin aşk yaşamını anlatıyor kitap. Neresinden baksanız herhangi bir ünlü şahsiyet değil söz konusu olan.

Aşk kadını silik biri yapar mı?

Döneminde tanrı yerine konmuş bir fizikçinin tezlerini çürütmeye girişen cesur bir kadın. Émilie gibi bir kadın aşkını nasıl yaşar? Aşk bu kadını edilgen ve silik birine dönüştürebilir mi? Aşkta yenildiğinde ve zayıf düştüğünde nasıl bir çatışma yaşar ruhunda?

Bu soruların yanıtlarını kitapta bulamadım. Karakterlerin iç dünyalarında olup bitenin birkaç cümleyle geçiştirilmesi, olayların da fazlasıyla hızlı akmasına neden olmuş. Bu da kitabı işlenmiş bir çalışmadan çok bir taslağa dönüştürmüş.

Öte yandan, biyografik bir çalışmanın, eğer roman olmak gibi bir iddiası yoksa, herhangi bir okurun edebi kriterlerine uyma zorunluluğu yok. ‘Sevgili Voltaire’ “Dönemin atmosferini adeta yaşatsın”, “karakterlerin iç dünyasını derinlemesine yansıtsın” gibi dertleri olan okuru doyurmayabilir ama bir dönemin Fransa’sında bilimle uğraşan bir kadının ilişkilerini merak eden okura özet bilgi sunarak onu memnun edebilir.

Bugün adını duymayanın kalmadığı Voltaire’i ise Émilie’yle ilişkisi üzerinden az da olsa tanıma fırsatı sunuyor kitap. Ama bu noktada da belirtelim ki, Émilie ile Voltaire’in ilişkilerinin belki de en önemli boyutu olan entelektüel birlikteliğin de derinliğine inmiyor, ipuçları veriyor yalnızca. Zira Voltaire ile birlikte yaşadıkları şatoyu alternatif bir bilim akademisine dönüştürdükleri bilgisi internetteki kimi kaynaklarda bile karşımıza çıkarken kitaba girmemiş.

Einstein’a ilham veren biri Émilie du Chatelet. Kitapta ‘bilimle uğraşan bir kadın’ olarak yansıtılsa da, bundan daha fazlası olduğu aşikâr. Yazarın arzusu, Émilie’nin “meziyetlerinin” hakkını vermek olsa kim bilir nasıl bir kitap çıkardı ortaya? O zaman onu daha dün kaybetmişiz gibi hissetmezdik belki de şimdi…

Tempo Kitap, Şubat 2015

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.