Dirmit’i üniversitenin ilk yılında tanıdım. Nereden baksanız 20 yıl geçmiş üzerinden. 200 küsur sayfadan belleğimde en çok yer eden ise sadece iki sayfa. 20 yıldır bir daha açıp okumadığım halde tüm canlılığıyla yerli yerinde.

“Seni en çok etkileyen romanlar hangileri?” diye sorulduğunda Sevgili Arsız Ölüm ilk aklıma gelenlerden biri oldu her zaman. Bilirsiniz, hemen ardından “Peki neden o?” sorusu gelir. Ama ben hiçbir zaman bunu tam olarak açıklayamamıştım. Sadece o iki sayfayı hatırlar ve dilim döndüğünce anlatmaya çalışırdım. “Hani kitabın bir yerinde Dirmit’in şiir yazmaya çalıştığı bir yer var ya, orası yüzünden galiba…”

Bazen böyle olur işte. Bir romanın ya da kahramanının sizde neden iz bıraktığını tam olarak bilemezsiniz. Yıllar önce okuduğunuz bir kitabın konusu, olay örgüsü, karakterleri ilk okunduğundaki keskin hatlarını yitirir. Bir his kalır yalnızca.

Neden sonra yeniden okumaya karar verdim Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm’ünü. Dirmit’e yeniden kavuştum. Aynı günlerde başka bir vesileyle James Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni okudum. Bir gün Tekin’den biraz, diğer gün Joyce’tan… Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nin kahramanı Stephen Dedalus ile Dirmit’in hikâyelerinin zihnimde birbirine karışmasını bu okuma ritmine bağladım önceleri. İkisini de peş peşe günlerde bitirip üzerlerine düşünürken, Stephen ile Dirmit’in yaşadıklarının aynı aileye doğmuş iki kardeş kadar benzer olduğunu fark ettim.

Biri, İrlanda’nın Katolik toplumunun dindar ve milliyetçi yapısı içinde ve baskı altında yetişmiş ama nihayetinde papaz değil sanatçı olmak istediğini fark etmişti. Öteki, Türkiye’nin Alacüvek Köyü’nde köklü batıl inançların hâkim olduğu bir toplumun içine doğmuş, kente göç ettikten sonra ise masumiyetini önemli ölçüde yitiren dinin, hurafeye dönüşen geleneklerin, korkulu ortamında büyümüş bir kız çocuğuydu. Bir kız çocuğu için belki de çok daha zorlayıcı koşullardı bunlar. Ama o da nihayetinde şiirin, kelimelerin, soruların ve en çok da hayalgücünün yardımıyla bu dünyaya sığamayacağını sezecekti: “ ‘Gözüme de, kulağıma da geliyorlar hep!’ diye bağırdı. İçinin nereye baksa titrediğini, yüreğinin çırpınıp durduğunu, bir uçan kuş görse gözlerinin dolduğunu, bir çiçek koklasa taştığını söyledi.”

Stephen ise bu taşkınlığın benzerini derenin ortasında yürüyen bir kız imgesiyle karşılaştığında yaşayacaktı: “Ansızın kıza sırtını dönüp kumsal boyunca yürümeye başladı. Yanakları yanıyordu; gövdesi tutuşmuştu; eli ayağı titriyordu. İleri ve ileri ve ileri ve ileri yürüdü, kumların ta ötesine kadar, yabanılca türkü söyleyerek denize, ona haykıran hayatın gelişini karşılamak için haykırarak.”

Bu noktaya gelene dek her iki roman kahramanı da fiziksel ve sözlü her türlü şiddetin içinden geçtiler. Kimselerin dikkatini çekmeyecek, eline aldığında “bu da neyin nesi” denilerek pencereden dışarı fırlatılamayacak bir şeye ihtiyacı vardı Dirmit’in: “Eline hiçbir şey almadan kendini verecek bir şey bulursa, Atiye’nin dilinden kurtulabileceğini anladı. Günlerce Atiye’yi kendisinden şüpheye düşürmeyecek bir şey aradı. Sonunda hem kendini Atiye’ye iyi göstermenin hem de evde annesinin dizinin dibinde oturup gönlünü gezdirmenin bir yolunu buldu. Şiir yazmaya karar verdi.”

İşte 20 yıl boyunca peşimi bırakmayan, Dirmit’in şiir yazmaya çalıştığı sayfaların başlangıcı bu satırlar…

Dirmit’in şiir yazma deneyimini anlatan o pasajları neden unutamadığımı biri 1916 yılında, diğeri 1983’te yayınlanmış iki romanı bitirdiğim 2015’in bu ilk günlerinde anladım. Anladığım gün, Fransa’da ellerine kalem ve kâğıttan başka bir şey almamış sanatçıların kendilerini verdikleri şey yüzünden öldürüldüğü gündü.

Haberi okuduğum o anda ister din, ister devlet, ister millet, ister bir örgüt adına olsun, cezalar ve baskılar karşısında, gözünü kulağını hayatın çağrısına dört açacak kahramanlara hem gerçeklikte hem kurmacada hâlâ ihtiyacımız olduğunu yüreğim çırpınınca hissettim. Dirmit’in, Stephen’ın ve benzerlerinin en az birkaç yirmi yıl daha yaşayacaklarını düşündüm. Hem nasılsa henüz yazılmamış olanlar da vardı.

Hayatımız Roman, ABÇ Dünyası Dergisi, Şubat 2015

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.