Son cümlesini ertesi sabah yere düşmüş bir kâğıt parçasından okuyacak annesi. O yaştaki çocuk için mazur görülecek bir yazım hatasıyla: “Done because we were too menny” “Fazla geldiğimiz için yaptım.”
Onlara her kapı duvar. Yarım bırakılmış bir cümlenin sonundaki üç nokta gibi yan yana dizili üç çocuk. Bakışlar önce onlara değiyor, sonra kadın ile adama. Gittikleri her yere her nasılsa kendilerinden önce haberleri ulaşıyor Evli olmadıklarını bilmeyen yok. Yine de bazı yalanlara paye vermekte sakınca görmeyen toplum soruyor: “Evli misiniz?” Pervasız kadın yanıtlıyor: “Hayır.”
“Öyleyse pansiyonumuzda kalamazsınız.”
Nihayet tek bir gece için sığınacakları bir yer buluyorlar. Kadına ve çocuklara kapısını açıyor pansiyonun sahibi. Baba başının çaresine bakacak. 13-14 yaşlarındaki büyük çocuk soruyor: “İyi bir yer bulamamamız bizim yüzümüzden değil mi?” Anne bitkin: “Eh… kimi vakit çocuklara karşı çıkanlar oluyor.”
Her sözcüğü kederle örülmüş bir diyalog akıp gidiyor. Çocuğun sondan bir önceki cümlesi dünyaya olan kırgınlığını ele veriyor: “Keşke doğmasaydım!”
Thomas Hardy, 1895’te yayınlanan romanı Adsız Sansız Bir Jude’da bir gazete haberinden öğrendiği bu gerçek hikâyeyi kullanır ve anne Sue’nun çocuğun son cümlesiyle karşılaştığındaki manzarayı şöyle aktarır:
“Kapının arkasında elbise asmak için iki kanca vardı, en ufak iki çocuğun vücutları burada, boyunlarına kordon sarılı sarkıyordu, az ileride bir çiviye de buna benzer bir biçimde Küçük Zaman Baba asılıydı.”
Büyük çocuğa arkadaşları bu ismi takmıştır, çünkü bir çocuktan çok, yaşlı bir adama benziyordur. Belki de dünyada bir “fazlalık” olduğu hissinin kuşaklar öncesine dayanmasındandır bu.
Hardy, romanın ilk sayfalarında asıl kahraman olan Jude’un çocuk yaşta sahip olduğu o duyguyu okura aktarır: “Varlığının fazlalığını her zamankinden daha çok hissederek domuz ahırının yanındaki bir ot yığınının üstüne sırtüstü uzandı.”
Hemen hemen bütün roman kahramanlarının varlıklarını borçlu olduğu bir duygudur bu. Kimileri için yurtsuzluk, kimileri için yaşadığı çağa ait olmamak… Hardy de romanında birbirlerine aşık iki kuzen olan Jude ile Sue’nun ne içinde oldukları çağa, ne de yaşadıkları coğrafyaya sığabildiklerini anlatır.
Zaten roman yayınlandığı dönemde “muzır neşriyat” sınıfına sokulur, yasaklanır. Thomas Hardy iflah olmaz bir evlilik karşıtıdır. Evlilik kurumunun yarattığı sahtekârlıklarla ilgili zehir zemberek sözler dökülür kahramanlarının ağzından. Romanın başlarında Sue, sonlarında ise Jude, Tanrı kavramını felsefi düzlemde tartışır, kilisenin iktidarını sorgular. Viktorya dönemi toplumunun yükselttiği tüm değerleri alaşağı eder Hardy.
Roman kahramanlarının bu dünyada birer fazlalık olduğunu sık sık tekrarladıktan sonra, bu gerçeği Zaman Baba’ya son bir kez söyletir Thomas Hardy: “Done because we were too menny.” Üstelik gerçeğin altı eylemle de çizilmiştir.
Jude’un karısı Arabella ise öteki kahramanların anti tezidir. Roman boyunca zonklayan bir baş ağrısı gibi hatırlatır bize: Uyum yeteneği en iyi olanlar hayatta kalacak…
Romanın en başından itibaren “uygunsuz” figürler olan Jude ile Sue ise birinin ruhsal, ötekinin fiziksel ölümüyle Zaman Baba’nın yazgısını paylaşacaklardır.
Thomas Hardy, Adsız Sansız Bir Jude’da okurundan umudu esirger. Bir daha hiç roman yazmadığı düşünülürse belki kendisinden de…
Sue, Zaman Baba’nın notuyla karşılaştığı o anda her şeyden vazgeçer. Kendini büyük bir günahkâr olduğuna inandırır ve bunun bedeli olarak kilise nezdinde evli olduğu adama teslim olur.
Jude ise Sue’yu ve belki de en çok başkaldırı ihtimalini yitirdiği anda ölümü çağırır. Fiziksel olarak yok olur bu dünyadan.
Jude ve Sue yenilirler. Ama bir soru kalır geride.
Hangisi “daha iyi” yenilmiştir?

Hayatımız Roman, ABÇ Dünyası, Ocak 2015

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.