İki roman ve bir film. Romanlardan ilki bir modern edebiyat klasiği. Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’i. “Çiçekleri kendisinin alacağını söyleyen” Mrs. Dalloway… Birinci Dünya Savaşı’nın sonu. Londra’da bir parti vermeye hazırlanan Clarissa Dalloway’in tek bir günü anlatılıyor romanda. Ama bir tek gün mü, bütün hayat mı yoksa? Üstelik yalnızca Mrs. Dalloway’in de hayatı değil romanda anlatılan. Peki başka kimlerin?

Virginia Woolf’un satırlarının dışına çıkalım şimdi. Bir başka romanın sayfalarına geçelim: Saatler. Ne tesadüf ki, Woolf da önce “Saatler” ismini düşünmüştü kendi romanı için. Tesadüf mü dedim? Değil elbet. Virginia Woolf da bu romanın kahramanlarından biri zaten. Belli ki Saatler’in yazarı Michael Cunningham, Woolf’un bu düşüncesinden haberdar. Romanının adını Woolf’tan ödünç almış. Romanının kaynağı yazara nazik bir selam.

Romanı okumadıysanız eğer, filminden hatırlayacaksınız hikâyeyi. Yönetmen Stephen Daldry’nin aynı isimli filminde başrolü paylaşan üç büyük oyuncudan Nicole Kidman’dı Virginia Woolf’a yeniden hayat veren. Ve öteki iki kadın karakteri Julianne Moore ile Merly Streep canlandırmıştı.

1923 yılında, heyecanlı, titreyen elleriyle romanın ilk cümlesini kâğıda yazan Virginia Woolf ile açılıyor film. Aynı anda -ama 1951 yılında- kitabın basılı halinden o ilk cümleyi okuyan Laura Brown ve yine aynı anda -ama 2001 yılında- Londra’da bir sabah uyanıp o cümleyi söyleyen Clarissa Vaughan: “Çiçekleri kendim alacağım…”

Bir yazar, bir okur ve bir karakter… Tek bir hikâyenin içinde buluşuyorlar. O hikâye hepsinin hayatını anlatıyor. Tıpkı aynı romanın; hem yazarının, hem okurunun, hem de kahramanının hayatını anlatması gibi.

Çiçeklerini kendi elleriyle almaya karar vermiş üç kadın, aynı anda, aynı romanın ve aynı filmin içinde. Karakterin yaratıcısı Virginia Woolf, kendi yaşamına kendi son vermeyi göze alacak kadar cesur. Sonra geriye dönüp baktığımızda hayatı boyunca kalemini de, yaşamını da kendi elinde tutmuş. O sayede belki ölüm vaktine ve şekline de karar verebilmiş.

1951 yılında, “Mrs. Dalloway, çiçekleri kendisinin alacağını söyledi” cümlesini okuyan Laura Brown ise o cümleyi okuduğu anda değilse de daha sonra ve ağır bedeller ödeyerek, hayatını kendi ellerine alan bir kadın olacak. Onun seçimi yaşamaktan yana. Elbette kendi seçtiği hayatı.

Ve 2001 yılında Woolf’un karakterinden esinlenerek, Cunningham tarafından yeniden yazılan, bu kez yönetmen Daldry’nin vizöründen kurgulanan, Merly Streep’in canlandırdığı Clarissa… Orta yaşı geçmiş, gençlik anılarının bıraktığı hüzünlü izleri taşıyan, pişmanlıklarıyla barışık, ama nice zamandır çiçeklerini kendisi seçen Clarissa olarak çıkacak karşımıza.

Başa dönersek… Virginia Woolf, Mrs. Dalloway’in bir tek gününü mü anlatıyor sahiden? Yoksa o tek günün içinden geri dönüşlerle, karakterin bütün hayatını mı? Michael Cunningham, hikâyeye okuru ve yazarı da dahil ederek çeperi genişletiyor. Böylece bir kez daha farkına varıyoruz ki, hiçbir roman, sadece ana karakterinin hayatını anlatmaz… O yüzden her iki romanı okuduğumuzda ve filmi izlediğimizde, sabahları “çiçekleri kendimizin alacağı” bir hayat hayal ediyoruz. Laura Brown’un o ilk cümleyi okuduğu sırada içinden geçirdiği gibi. Böylece hayatımız roman oluyor, ya da roman hayatımız…

Hayatımız Roman, ABÇ Dünyası Dergisi, Eylül-Ekim 2014

 

 

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.