İlk romanı Eşik ile 2012 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan Irmak Zileli’nin ikinci romanı ‘Gözlerini Kaçırma’yı okuyorum şu aralar. Remzi Kitabevi’nden çıkan kitap annelik meselesini derin derin düşünmemize yardımcı oluyor. Annelik söz konusu olduğunda da kaçınılmaz olarak kadınlık devreye giriyor. Ve elbette kadının üzerine şu meşum erkek sistem tarafından  bindirilen yükler.
Kitaptan bir alıntı: ‘Birinden duymuştum, uzun süre deniz yolculuğu yapanların, mesela gemi kaptanlarının tanıklığı kabul edilmezmiş. Tanıklığı bile kabul edilmeyen kaptan ne yapar sonunda? Dümeni o devasa kayaya doğru kırar… Aslında yaşına başına bakmadan bütün kadınları tek bir gemiye toplamışlar… Kadınlar ve çocuklar gemiyle birlikte devasa kayaya doğru ilerliyorlar. Tanıklıkları kabul edilmeyeceği için işin aslı hiçbir zaman ortaya çıkmayacak.’
Yükler, hesaba katılmayan tanıklıklar ve dilsizlik 
Kadına bindirilen yükler, bu yüklerle hesaba katılmayan yaşam tanıklıkları ve bu tanıklıklar karşındaki dilsizlik demişken… Bülent Arınç’ın kadınlara ve kadınlar üzerinden  topluma verdiği bayram hediyesi sözleriyle Zileli’nin romanını birlikte düşünmek farz oldu. Hayat böyle bir şey galiba! Tam bayram geldi, belki üç gün bir olay olmaz da elimde birikmiş kitapları okurum diye düşünürken… En fazla şeker bayramına istinaden oynanan futbol maçını bir iki dakika düşünür, en fazla üzerine demli bir çay içer, kitaplara geri dönerim derken…
Mümkün olmadı. Arınç’ın özellikle biz kadınlara yönelik herkesin içinde kahkaha atmama konusundaki sözleri karşısında ülkemizdeki birçok kadın gibi ben de güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım. Bu da bütün bayramlık rehavetimi altüst etti. Dahası, bu araftaki ruh hali de beni kesmedi! Önümüzdeki Kurban Bayramı’nda bir erkeğe karşılık iki kadının tanıklığının zikredilmesi halinin eşikte beklediğini hisseder gibi oldum.
Ve tuhaf ummadığım bir ses yükseldi genzimden. Hüzünle karışık bir kahkaha!
Kahkaha, evet! 
Doğrusu kahkaha atmaya bayılırım. Üstelik sokaklarda, hemen herkesin içinde kahkaha atmaya daha çok. Ve bunun beni iffetsiz kılacağına da asla inanmam. Dahası böyle kadınlara rastladığımda içime yaşama sevinci dolar!
Uzun yıllar boyunca toplumsal cinsiyet konularına kafayı takmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, bu ülkenin, herkesin içinde kahkaha atmayan, atamayan kadınlara değil, tam tersi herkesin içinde gerine gerine, seve seve, yaşam koka koka, gürül gürül kahkaha atabilen kadınlara ihtiyacı var.
Ya iffet? İffet, sözcük anlamına baktığınızda cinsellik konularındaki ahlaklılık anlamına gelebilir. Peki. Ama bir diğer karşılığı da doğruluktan ve namustan geçer iffetin. Ve namusun karşılığı, tıpkı doğruluğun karşılığında olduğu gibi bu ülkede gerçekten tartışılmaya başlandığında ise iskeleyi sancakla, kıyıyı denizle karıştıran ahlak düşkünü, kendi sesinden bile yorulmuş  kaptanlardan kadınlara sıra gelmez bile. (Hem niye gelsin ki? O kaptanlardan o kadar çok var ki aramızda…)
Peki ne yapacağız?
Irmak’ın kitabıyla başladık onunla bitirelim:
‘Senin şu an yapmaya çalıştığın biraz da bu. Tanıklığını kabul etmeyen yasa koyuculara rağmen gördüklerini, yaşadıklarını ve tüm bildiklerini bir bir anlatacaksın.’
İşimiz bu. Yasa koyucular kusura bakmasınlar.
Müge İplikçi, Gazete Vatan, 31 Temmuz 2014
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.