Kimlik nedir? Sizin kendinize biçtiğiniz mi, yoksa insanların size yapıştırdığı etiket mi? Bunun net bir yanıtı yok, daha doğrusu değişken ve bu yüzden muallak. Hayatımızın her döneminde sürekli kendini yenileyen ve belki de bu yüzden gözlerimizi kaçırmamamız gereken, akışa göre kendimizi belirlememizi bekleyen bir yolculuk. Annelik ise bu yolculuğun bir parçası ama epeyce kutsanan bir parçası… Dolayısıyla kendimiz ve başkaları, yani toplum, arasında kalabileceğimiz en yüksek gerilimli hatlardan biri.

Bir anne ve çocuk dergisi olarak, bu bağlamda yazar Irmak Zileli’nin ikinci kitabı “Gözlerini Kaçırma” (Remzi Kitabevi) şıp diye düşüverdi bu sayımıza. Gözlerini kaçırma… Neyden? Çocuklardan mı? İlişkimizden mi? Ayaklarının üzerinde durabilme sorumluluğundan mı? Kadın olarak var olabilmekten mi? Birey olabilmekten mi? Toplumsallaşmaktan mı? Hangisi? Yukarıda sözünü ettiğimiz, tam da böyle çok katmanlı bir kimlik yolculuğu aslında. Yazar Zileli’nin romanı, bu flu süreci ana zamandan geriye gidişlerle sorgulatıyor. Bu nedenle; kitap hakkında yazılan “üç kuşak kadının hikayesini ve annelik mitini ele alıyor” yönündeki çözümlemeler biraz kalıplaşmış kalıyor.

Zinciri kıran halka

İlk bakışta üç kuşaktan kadının hikâyesi gibi duruyor, evet. Çok uç derecede farklı olmasa da,  birbirinden ayrılan ekonomik ve toplumsal koşullar anneanne Kamile Hanım, anne Hicran ve ana karakter Didem’in farklı birer kadın olmasına “izin veriyor” ama bedelini de ödeterek.

Anneanne, döneminin “hanımefendi” katılığında büyütülen bir kadın, aşırı inişli çıkışlı süreçleri çok da yaşamadan hayata veda ediyor. Hicran Hanım, okumaya teşvik edilen ama izin verilen sınırı aşınca önüne silahın konduğu bir dönemde yetişiyor. Zorunlu bir tercih yapıyor; kimliğini bir kenara koyarak kendisine dayatılan maskeyi taşımayı üstleniyor ve o maske giderek kendi kimliği oluveriyor. Onun yetiştirdiği, daha doğrusu bir sorumluluk olarak taşıdığı kızı Didem ise bu üç kuşak kadının kendi bireysel hikâyelerinin evriminde bir nevi zinciri kıran halka.

Tercihler ve bedeller

Didem; mesleği, tek başına yaşamak isteği, sonra da babasız çocuk büyütmek kararlılığı konusunda bir dizi tercihle birey olabilmeye çabalıyor. Bu; onun zinciri kırma özelliğinin en somut örnekleri. Ancak dahası var. Didem’in kendi kızı Rüya’ya yaklaşımı ve ilişkilerindeki hem cinsel hem de bireysel duruşu da zincirkıran olması açısından dikkat çekici. Bu cesur duruşa karşılık; birey-toplum çekişmesi içinde göze aldığı bedeller de yok değil. Aile, arkadaşlar ve iş çevresinin dayattığı psikolojik baskı; kuşkusuz annesi Hicran’ın önüne konan silah kadar “katı” değil, ancak ondan daha derin bir etki bıraktığı bir gerçek. Bu yüzden Didem; kendini savunma konusunda annesine göre daha dayanıklı. Malum, öldürmeyen acı güçlendirir!

Bir de Rüya var. Didem’in küçük kızı. Onun bu romandaki işlevi bu üç kuşağın evrim sürecinde zincirin kırılmasının nasıl bir sonuç verdiğinin kanıtı olmak. Rüya şimdilik kendine güveni olan, kendi tercihlerini yapabilme özgürlüğüne sahip, sevildiğinin farkında, neşeli bir kız çocuğu. Yazar; okurunun düş gücüne saygılı, iyi bir kalem olarak, Rüya’nın gelecekte nasıl bir kadın olacağını bize bırakıyor. Henüz onun dönemi gelmedi ne de olsa.

Kendi yolunuzu aramak

“Gözlerini Kaçırma”; bugünün bireyi, kadını ve annesi olmaya çalışan ama tüm bunları kendisine yapılanları tekrarlamayarak yapmaya çalışan bir kadını anlatıyor. Didem, karşılaştığı dönemeçlerde ne yapmayacağını biliyor ama nasıl yapacağını bilmiyor, bu açıdan arayışı devam ediyor. Bu bakımdan; Didem’in annesi, anneannesi, arkadaşları Burcu, Özlem, Gülçin ve Aynur aslında Didem’i açıklamaya yardım eden, tipik kadın karakterler. Yazar, asıl çözümlemeyi Didem üzerine odaklayarak ana izlekten kopmamayı da başarıyor. Bu anlamda, Irmak Zileli’nin bu kitabında; ilk romanı Eşik’e göre daha dikkatli adımlarla gittiğini ve kendi üslubunu belirginleştirdiğini söyleyebiliriz.

Seza Özdemir, abç dünyası, Temmuz-Ağustos 2014

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.