“Günümüz insanı gerçeğin peşinde”

Hülya Koçyiğit, sinemamızda neredeyse 50. yılını dolduracak, hem anılarımızda hem de bugünümüzde yaşayan büyük kadın sinema sanatçımız. Onunla sinemamızın tarihi, avantgard sinema, sinema-roman, sinema-televizyon dizileri, sinema-tiyatro vb. ilişkileri konularında söyleştik. Sinemamızda haklı bir saygın yeri olan sinema sanatçımız sorularımızı her zamanki tevazuuyla yanıtladı. Oyunculuğunun yanında bu kişilik özelliği de hepimiz için örnektir kanımca…

 Türk sinemasının iz bırakmış birçok filminde baş kadın oyuncuydunuz. Örneğin ilk filminiz Susuz Yaz’daki rolünüz unutulmaz. En sevdiğiniz filmleriniz hangileri? Bize biraz onlardan söz eder misiniz?

Emeğe saygı ilkesinden filmlerimin hepsini seviyorum. Sinemada ilk yıllarımda çoğunlukla yerli romanların uyarlamalarında oynadım. Örneğin: Vurun Kahpeye, Döner Ayna, Hıçkırık, Saman Yolu, Funda, Dudaktan Kalbe, Dağları Bekleyen Kız, Posta Güvercini, Sarmaşık Gülleri, Kadın İsterse, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Üvey Anne, Kızıl Vazo, Kezban gibi. Bu filmler beni bir yıldız yaptı. İlerleyen yıllarda daha yoğunlukla sosyal içeriği daha yoğun filmlerde oynadım. Öne çıkan filmlerim, Gelin, Düğün, Diyet, Gökçe Çiçek, Almanya Acı Vatan, Firar, Kurbağalar, Derman, Bez Bebek gibi filmler oldu.

Türk sinemasının bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişe göre bir gelişmeden söz edebilir miyiz? Peki ya geçmişteki Türk filmlerinin üstünlükleri?

Bugün Türk sineması dünyaya açılma konusunda daha çok kendine güveniyor. Çünkü teknik açıdan hiçbir eksiği yok ve daha profesyonel. Çok önemli film festivallerinde filmlerimiz yarışıyor, ödüller kazanıyor. Genç girişimci pazarlamacılar filmlerimizi yurt dışına pazarlayabiliyor. Ben sinemamızın geleceğinden çok ümitliyim.

Genellikle eski Türk filmlerinin melodram olduğundan söz edilir, hatta “Türk filmi gibi” bir deyim bile vardır. Bu filmlerin duygusal bakımdan naif olduğu düşünülebilir belki. Çünkü o zamanın Türk seyircisi de duygusal bakımdan naifti. Geçmişteki Türk filmlerinin bu duygusal naifliğini bugün dönüp baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Filmlerin çekildiği yıllardaki insan profilini yansıttığını düşünüyorum. Hele hele bu filmlerin arz talep esaslarına göre üretildiğini hatırlayınca…

Bugünkü televizyon dizilerine bakışınız nedir? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Diziler filmin yerini mi aldı, almalı mıydı? Piyasanın ve kâr güdüsünün sanat üzerinde bu kadar belirleyici olmasının sanat üzerindeki etkileri esas olarak olumlu mu, yoksa olumsuz mu?

Diziler de halkın taleplerini, tercihlerini, beğenilerini yansıtıyor. Yıllarca entellektüellerin eleştirdiği Türk filmlerinin işlediği, çoğunlukla melodram hikâyeleri bugün dizilerde tekrar ediliyor. Çünkü halk, seyirci bu tür hikâyelere rağbet ediyor. Çoğunluğun talebi olduğu için televizyon kanalları da buna yöneliyor.

Geçmişte birçok ödül aldınız. İlk filminiz olan Susuz Yaz’la Altın Ayı ödülünü. Bugünlerde çıkan Erkan Yücel’le ilgili bir kitapta fotoğrafınız var. 1975 yılında Erkan Yücel’le birlikte en iyi kadın ve erkek oyuncu Altın Portakal ödülünü aldığınız yazılı fotoğrafın altında. Bize ödüllerinizden söz eder misiniz biraz? Sinemacılığımızda ödül sistemi nasıl işliyor, yeterli görüyor musunuz?

Gerçekten hakkıyla, özenerek, titizlikle, sanatsal heyecanla emek verdiğiniz, inandığınız bir filmle ödül almak sanatçıya gurur verir, iştahını arttırır, onu daha iyiye yönlendirir. Aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Benim için de böyle olmuştur; kendimle olan yarışımı kamçılamıştır. Festivallerde kararı jüri verir, bu sistem her yerde aynıdır. Elbette jürinin kendine ait kıstasları vardır.

Türk sinemasının evrensel sanat ya da sinema içindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hollywood’un dünya sinemasındaki ağırlığı devam ediyor ama bir yandan da bu tekel kenarından köşesinden deliniyor gibi sanki. Dünya sineması üzerine değerlendirmeleriniz?

Büyük stüdyoların başarısından çok bağımsız filmlerden söz ediliyor, çünkü filmler sadece parayla üretilmiyor. Bazen içerik, görselliğin önüne geçiyor. Günümüz insanı gerçeğin peşinde.

1950-60’lardaki, özellikle Fransa’dan doğan, Godard, Alain Resnais gibi yönetmenlerin öncülük ettiği Avantgard sinemayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin üzerinizde etkisi oldu mu?

Beni fazlasıyla etkilemiştir Fransız yeni dalga yönetmenleri: Alain Renais in Hirosima Monamur,  Gece ve Sis, Jean Luc Godard’ın Serseri Aşıklar. Truffaut’nun Jules ve Jim gibi filmlerini sayabilirim özellikle.

Döneminizde ve bugün sizi en çok etkileyen yabancı ve yerli oyunculardan söz edebilir misiniz?

Ingrid Bergman, Katharine Hepburn, Audrey Hepburn gibi oyuncular beni etkilemiştir.

Ünlü yönetmen Costa Gavras çoğunlukla politik filmler yapar. Politik sinema, sanatı kısıtlar mı, geliştirir mi? Öte yandan, doğrudan politik olmayan ama toplumsal temalar dolayısıyla bir anlamda politikaya atıfta bulunan sanat eserleri de vardır. Kısacası Sanat-siyaset-toplumsallık ilişkisi sizce nedir, nasıl ele alınmalıdır?

Sanat ve politika tarih boyunca hem birbirlerini hem de toplumları etkilemişlerdir. Doğrudan politik olmayan ama toplumsal temaları dolasıyla politikaya atıfta bulunan sanat eserlerini tercih ederim. Öteki türlü sadece sloganlı bir tür olur.

Edebiyatla sinema arasında da yakın bir ilişki olduğundan söz edebiliriz. Örneğin Alain Resnais’in Margarete Duras’ın romanından hareketle çevirdiği ve Türkiye’de Hiroşima Sevgilim adıyla gösterilen Hiroshima mon Amour filmi, çok güzel bir roman uyarlamasıdır. Baş kadın oyuncusu olduğunuz Susuz Yaz da, Necati Cumalı’nın aynı adlı romanından ya da Karılar Koğuşu filmi Kemal Tahir’in aynı adlı romanından uyarlanmıştı. Roman dünyası ile film dünyası arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirirsiniz?

Evet, edebiyat ve sinema ayrılmaz bir parçadır. Edebiyat, sinemacıları daima etkilemiştir. Ancak her edebiyat eseri film olamaz, uyarlanamaz. Çok başarılı olanları olduğu gibi hayal kırıklığı yaratan filmler de vardır.

Yıllar sonra kendi eski filmlerinizi dönüp yeniden seyreder misiniz? Bu size nasıl bir duygu verir? Oyununuzu ya da genelde filmi beğenmediğiniz olur mu mesela?

Rastladıkça zevkle seyrediyorum. Bugün bulunduğum yerden bakınca eleştirilerim daha hoşgörülü olabiliyor. Çünkü ben kendimi her zaman acımasızca eleştiririm. Her şeyin her zaman daha iyisinin olduğuna inanırım.

Filmleri kendi sesinizle seslendirmekte ısrarcı oldunuz. Bunu neden önemli gördünüz? Israrınızın olumlu sonuçlar verdiğini düşünüyor musunuz bugün?

Olumlu ya da olumsuz, başka türlü olamaz, olmamalı. Oyuncu bir bütündür; görüntü ayrı ses ayrı kişiler tarafından yapılıyorsa bu seyirciyi bir anlamda kandırmaktır. Ben başardım, umarım bugün hâlâ geçerliliği olan başkasının seslendirmesi uygulamasına son verilir.

Yeni kuşak film oyuncularına söyleyeceğiniz bir şeyler vardır mutlaka. Neler söylemek istersiniz?

İşinizi yaparken hem kendinize hem de seyircinize karşı dürüst olun. Sinemaya heyecanla tutkuyla bağlanın. Ögrenmenin sonu yok, öğrenmeye açık olun.

Tiyatroyu sever misiniz? Kendinizi hiç tiyatro oyuncusu olarak düşündünüz mü?

Tiyatro eğitimi almaktayken sinemayla tanıştım. Elbette hayalim tiyatro sahnesinde olmaktı ama gerçekleştiremedim.

Sinema sanatçılarının örgütlenmesi konusunda söylemek istediğiniz bir şeyler var mı bizlere?

Yasadığımız dünyada demokratik yaşamamızda örgütlü toplum olmak zorundayız. Meslek örgütleri her zaman gerekli düşüncesinden hareketle sinema tarihimiz boyunca çeşitli branşlarda örgütlenmesini bildik, ancak zaman zaman demokratik yaşamımız duraklama dönemleri geçirdi ve bundan sinemamız da olumsuz etkilendi. Telif yasamız oyunları kapsamıyor, o nedenle haklamız için oyuncular birliğini kurduk. Halen örgütlerimiz faaliyetteler.

 

CBRL Dergisi, 2012

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.