Eşik

12 Eylül sürecinde solcu, devrimci ana babaların çocukları büyüklerin yaşadığı acının tanığı ve ortağı oldular. Korkulara, kapanmalara, anne baba yüzünü tel örgülerin ardında görmeye, dedeler ninelerle yaşamaya alışmak zorunda kaldılar. Küçük yalanlar söylemeyi, susmayı, gizlenmeyi öğrendiler; çocukluklarını unuttular. Derken yeni bir dünyanın akıl çelen oyuncaklarıyla tanıştılar. Sığ bir kültür ortamında büyüdüler ve apolitik, sinik, bireyci bir kuşak olarak tanımlandılar. Bugün otuzlu yaşlarını süren o çocukların kendi kalplerine dair hikâyeleri yıllarca eksik ve gizli kaldı.

Bunalım ve yalnızlıklarını anlatanlar oldu ama birkaç iyi örnek  dışında genç romanımız 12 Eylül’e uzak durdu. Şimdilerde, solun boynuna takılan ilmekle, sağın egemenliğine teslim edilen diktacı zihniyet sivilleşerek sürerken bir kuşağın çalınan çocukluğunu ve sonraki kıstırılmışlığını, belleğinin ve dilinin bağını çözerek göz önüne sermeye başladığı görülüyor.

Irmak Zileli, “Eşik” adlı romanında adsız bir askeri darbe ve zulüm dönemini küçük bir kız çocuğunun belleğinden aktarıyor. Eylül’ün annesi devrimci bir parti liderinin kız kardeşi, babası ise partinin ikinci adamıdır. Dayı ve anne babanın darbe öncesi konumları dönemin siyasi ortamını canlı bir biçimde yansıtıyor. Eylül, darbe gölgesinde altüst oluşlara sürüklenen bir ailede büyürken zekâsı, merakı ve duyarlılığı ile hissettiklerinin adını koymaya çabalıyor; daha çok kabule zorlanıyor. Adı değişen, konuk gelince saklanan, konu komşuya mazbut görünmeye çalışan, işe gitmeyen ve parti dergisinde uzun saatler köle gibi çalışan yorgun annenin yerine yemek yapıp bulaşık yıkamaya başlayan sevecen, oyun arkadaşı bir baba. Sürekli tedirginlik, belirsizlik, yalnızlık, taşınmalar, okul değiştirmeler. Ürküten kapı zilleri, kuşkular. Kocaman çocuk gözlerinin sürekli ayrıntılardan iz sürmeye çalışması, iflah olmaz bir eksikli olma hali ve içe kapanma.

Darbeyle birlikte tutuklanan dayı ile kaçak konumundaki baba arasında bir süre sonra görüş ayrılıkları çıkıyor. Baba sola inancını kaybetmeye başlıyor. Dayı sert, fazla tartışmıyor, eski yoldaşını gözden çıkarıyor. Bu arada zorlu koşullar aile içindeki çatlağı da büyütmektedir. Anne bir süre kocası ile ağabeyi arasında ezilip bocalıyor ama sonuçta ağabeyinden yana tavır almak zorunda kalıyor. Böylece boşanma da kaçınılmaz hale geliyor. Eylül’ün bu ayrılığa bakışındaki çaresizlik ve gelgitli suçlu arama çabası sarsıcı. Yine de yaşadığı acı deneyim çocukluktan çıkarken ona, anne baba arasında bir seçim yapmak yerine kendi yolunu çizme ve önündeki büyüme eşiğini geçerek özgürleşme bilinci kazandırıyor.

Babanın, birlikte yaşadığı kadınla İngiltere’ye iltica edişinden sonra roman, Eylül’ün ve babanın farklı beklentilerinden doğan gerilimli, hayal kırıklıklarıyla dolu bir baba-kız ilişkisine evriliyor. Romanın duygu yoğunluğu, dil kıvraklığı, derinlik ve içtenliğiyle en etkileyici bölümü bu. Eylül, bağlılık, özgürlük, kendisi olma sorularını aşmaya ve babasının tutarsız tavır ve düşüncelerini kafasında durultmaya çalışırken yeni bir öğrenme, keşfetme ve olgunluk aşamasına geçiyor.

Roman otobiyografik öğelere yaslanmış olsa da Zileli, kendi hikâyesine dikkatle, düşünerek ve dışarıdan bakabilmiş, malzemesini roman süzgecinden geçirirken çoğullaştırmış. Eşik, nitelikli bir ilk roman. Yazar, darbe mağduru bir çocuğun devrimci bir genç kadın olma mücadelesini anlatırken Eylül’le yeni bir insan, yeni bir dünya yaratmayı başarmış.

Cumhuriyet gazetesi, 20 Eylül 2011

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.