‘Eşik’teki Eylül’ün Romanı

Söyleşi: FULYA KIZILKAYA

Irmak Zileli’nin romanı Eşik, katmanlı yapısı, özgün dili ve sürükleyici anlatımıyla dikkat çekici bir ilk yapıt. Eşik, bir kız çocuğunun büyüme serüvenini anlatıyor. Ama yanlızca onu değil. Bu büyüme, son 30 yılda ülkenin ve dünyanın içine girdiği ideolojik dönüşüm sürecine tanıklık ediyor; onunla iç içe ve yer yer de çatışarak gerçekleşiyor. Eşik, siyasi ve ideolojik çatışmaların içindeki kız çocuğunun açmazlarını, çatışmalarını, çelişkilerini ve bir ailenin fertleri olan öteki roman karakterlerinin ruhunda, düşünce dünyasında yaşanan dönüşümü başarıyla yansıtıyor. Eşik, 12 Eylül’e 80 kuşağının bakışı olarak okunabileceği gibi, bundan tümüyle bağımsız şekilde, baba-kız sevgisi ve çatışması, siyasi ilişkilerle biçimlenmiş bir ailenin öyküsü, genç bir kadının varoluş mücadelesi, toplumsal dönüşümlerin birey üzerindeki yansımaları olarak da okunabilir. Eylül ismindeki roman kahramanının, çocukluk ve ilk gençlik algılarını dile yansıtarak, zor olan bir şeyi başarıyor. Yazar sesini romanda hiç hissettirmeden, okuru karakterin ruh dünyasının tam içine çekiyor.

– “Eşik” sizin ilk romanınız. İlk roman konusu olarak neden 80 ve sonrası üzerinde karar kıldınız?

İnsan hikâye anlatmak istediği vakit, etrafındaki her şeye o gözle bakmaya başlıyor. Ama bu her hikâyeyi anlatabileceği anlamına gelmiyor. En azından ilk roman için sanırım böyle. Ben de bir yerden başlamak istiyordum ve çok uzaklara bakmak yerine, hemen yanı başımdaki hikâyeyi anlatarak adım atabileceğimi gördüm. Sonraki adımları atmam, yani bana daha uzak hikâyeleri anlatmaya girişebilmem böylelikle mümkün olacaktı. Bu romanı yazmak da benim için, roman yazmanın eşiğinden geçmek gibi bir şeydi.

– Bu romanı kaleme almadan önce darbe sırasında çocuk olmanın ne demek olduğunu ne kadar iyi tanımlıyordunuz, bu romandan sonra geriye ne kaldı? Demek istediğim, romana başlamadan önce, yazma süresince ve yazmayı bitirdikten sonrasını göz önünde bulundurduğunuzda, nasıl bir süreçten geçtiniz?

Kuşkusuz her yazar gibi ben de değiştim. Yazmaya başlarkenki kişi ile noktayı koyarkenki kişinin aynı olduğunu söylemek mümkün mü? Ayrıca bana göre, yazar romanı yazarken değişiyorsa bu okurunun da bir değişim yaşayacağının umut verici bir işaretidir. Darbe sırasında çocuk olmak konusuna gelince, geçmişe bakıp yazıklanan bir yaklaşımım hiç olmadı. Bu romanı yazarken bunun ne kadar doğru ve gerçek olduğunu gördüm. Hayatın kendisi bir mücadele ve o mücadelenin içinde büyüyor insan, darbe sırasında çocuk olmak da bunun bir örneği yalnızca. Hem o çocukların önünde ne olursa olsun bir gelecek var. Ezildik ve mahvolduk diyerek özgürleşebilen bir insan gördünüz mü?

– Biraz Eylül’den söz etmek gerekirse, Eylül’ü bir roman kahramanı olarak, nasıl tanımlıyorsunuz?

Romanın yazarı olarak, roman kahramanımı tanımlamam okura haksızlık olur. Romanın her satırı Eylül’ü tanımamız ve anlamamız için yazıldı. Bundan sonra onu tanımlamak bana düşmez. Belki de her okur kendi Eylül’ünü yaratacaktır artık.

– İçinde bulunduğunuz aileyi, şahit olduğunuz olayları göz önünde bulundurunca, bu romanın ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu? Eylül ne kadar sizsiniz?

Bu romanın hem tamamı gerçek, hem de tamamı kurgu. Ben otobiyografik malzemeyi kullanarak bir roman yazdım. Ama bir roman yazdım. Bu metin bir roman olarak var olmaya başladığı anda Irmak Zileli de silinmeye başladı. Piyasaya çıktığı anda ise tümüyle yok oldu. O yüzden Eşik, her satırı otobiyografik gerçekliğe uysa bile tümüyle Eylül’ün hikâyesi. Bana göreyse, romanın otobiyografik gerçekliğinden daha önemli olan, hayat içindeki gerçekliği… Birincisi en fazla beni, ikincisi tüm okurları ilgilendiriyor…

– Bugüne kadar 12 eylül dönemini genellikle yetişkinlerden, o dönemi belli bir olguluğa eriştikten sonra gözlemleyenlerden dinledik. Ama siz bir çocuk gözüyle anlatıyorsunuz. Bu durum biz okuyucular için de farklı ve yeni bir durum. Nasıl tepkiler aldınız?

Bu okuyan herkes tarafından tespit edildi, bir ilk olduğu söylendi. Açıkçası bu bana söylenene kadar ben de pek o kadar farkında değildim. Yani bir ilki gerçekleştireyim diyerek çıkmadım yola. 12 Eylül’e bu çerçeveden bakan romanların yazılması için o çocukların büyümesi gerekiyordu sanıyorum. Kendi gerçeklerini keşfedebilmeleri için… Özellikle konu bir varoluş ve özgürleşme meselesi olarak ele alındığında, bunu o kişilerden başka kim yapabilirdi ki? Ama hemen belirteyim, Eşik bu kuşak adına konuşan, roman kahramanı Eylül’ü bir kuşağın temsilcisine dönüştürme çabasında olan bir roman değil. Bence hiçbir roman bunu yapamaz, yapmamalıdır. Ben bir roman kahramanı yarattım, benim kahramanım 80’li yıllarda çocuk olanlardan yalnızca biri. Bu açıdan bence bu konuda yeni yeni pencereler açacak, sayısız romana yer var edebiyatımızda…

– Bundan sonra romanın yolundan devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Elbette. En başta da söylediğim gibi, Eşik’i yazmaya karar verirken şöyle dedim kendi kendime, bu hikâyeyi yazmazsam başka hiçbir hikâyeyi yazamayacağım. Eşik geçildi… Bakalım daha hangi kapılar var önümde… İkinci romanın kahramanı belirmeye başladı bile. Umutlu ve heyecanlıyım.

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.