“Düşünen Beyni Moskova’ysa ülkemizin/Taze kan dağıtan kalbidir Bakü!…” Nâzım Hikmet’in bu dizeleri yazdığı tarih 1927. Dizeler ‘Beyin’den ‘kalbe’ giden yollar üzerinde doğmuş. Moskova-Bakü yolu, ‘Nefte Doğru’ isimli şiirde ifadesini bulmuş… Nâzım Hikmet’in ömrünün özeti yolculuklardır belki de kim bilir. İstanbul’dan Moskova’ya, Moskova’dan Bakü’ye… Yolcu Nâzım Hikmet olunca bırakılan izler hem derin, hem büyük oluyor. İşte o yolculuklarında 1921’den 1963’e dek pek çok kez yolu Bakü’ye düşmüş Nâzım’ın. Bakü’de bıraktığı izler, trenin yol boyu ilerlerken çıkarttığı sesler gibi hâlâ yankılanıyor.
Bakü’ye Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak giden Aslan Kavak da Nâzım Hikmet’in “Taze kan dağıtan kalbi” dediği Bakü’de bıraktığı bu izlerin peşine düşmüş. 1927 ve 1963 yılları arasında Azerbaycan’a gidişlerini, orada geçirdiği zamanları, Azerbaycan’ın edebiyat çevrelerinde kurduğu ilişkileri, Azerbaycan şiirine etkilerini, Nâzım Hikmet’in Azerbaycan edebiyatı ve sanatı üzerine düşüncelerini işte bu izleri sürerek bir kitapta toplamış Kavak. Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam’ı okurken kulağımda Azeri şarkıları çınladı, Nâzım Hikmet’in sesinden şiirleriyle yan yana. Azeri şarkılarının o içli tınısı, Nâzım Hikmet’in şiirini yaşanır kılan yürek çarpıntısıyla nasıl da uyumluydu… Nâzım Hikmet hiç yabancılık çekmemişti Bakü’de. Azerbaycanlı sanatçılar da, sokaktaki insan da onu bir evlat gibi bağrına basmıştı. Sanıyorum bunda, şarkılardaki içli tınıyı ve Nâzım’ın şiirindeki yürek çarpıntısını besleyen ortak kaynağın etkisi var. Ortak dil, ortak kültür ve benzer kaderleri paylaşan halkların aynı şiirde ve şarkıda buluşması kadar doğal…
Aslan Kavak’ın kitabı kronolojik bir sırayı izliyor. Nâzım Hikmet’in Bakü’ye ilk gidişinden (1927) ölümüne (1963) ve hatta ölümünden sonrasına kadar… Aslında Nâzım Hikmet Bakü’ye gitmeden beş yıl önce şiiri çoktan oraya varmıştır. Ekim Devrimi’nin beşinci yılında Nâzım Hikmet’in yazdığı ‘İnkılâbın Beşinci Senesine’ şiiri Azerbaycan’da yayımlanan Kızıl Şark dergisinde yer alır. Nâzım Hikmet’le Azerbaycan’ı buluşturan tek öğe ortak kültür ve dil değildir. Azerbaycan, Nâzım Hikmet için gelecek dünya hayalinin gerçekleştiği ülkedir. Azerbaycanlılar içinse Nâzım Hikmet, onların dünya görüşünü Türkiye’ye şiiriyle ve yaşamıyla taşıyan büyük şairdir; ‘Proletaryanın şairi’dir.
Nâzım Hikmet’in Azeri edebiyatıyla esas buluşması 1927 yılında gerçekleşir. Aslan Kavak bu buluşmayı anlattığı bölüme, ‘Azeri Edebiyatına Yıldırım Gibi Düşen Nâzım Hikmet’ başlığını vermiş. Yerinde bir tanımlama. Gerçekten de Nâzım Hikmet, Azeri edebiyatının akışını değiştirecek bir etkide bulunur. Bu etki, dergilerde şiirlerinin yayımlanması, adına edebiyat matinelerinin düzenlenmesinin ötesinde Nâzım Hikmet’in öncülüğünde serbest şiirin Azeri edebiyatına girmesiyle ölçülmelidir. O zamana dek hece ve aruz ölçüsüyle yazan gençlerin önünde yeni bir seçenek belirmiştir: Serbest şiir. Azeri edebiyatçı Ali Nâzım bir yazısında bakın bunu nasıl ifade ediyor: “Bizce serbest şiir yazılacaksa Nâzım Hikmet’ten öğrenilmeli ve onun şiirindeki esas prensipler iç dinamizm, ritim, ahenk ve hareket, kafiye yeni şiirin esasına koyulmalıdır.” Nâzım Hikmet’in Azerbaycan edebiyatına etkisi kitabın izleğini oluşturuyor.
Aslan Kavak kitabında Nâzım Hikmet’in Azerbaycan edebiyatına etkilerini dönemin edebiyat dergilerinde çıkan yazılar ve haberler ışığında aydınlatıyor. Bu yazılarda Azerbaycan’daki siyasi atmosferi, sosyalist rejimin yansımalarını da görüyorsunuz. Ancak Kavak bu konuda fazla söz söylemekten kaçınmış. Oysa Nâzım Hikmet’in Azerbaycan’la ilişkisi değerlendirilirken siyasi gelişmelerin buradaki etkisi kuşkusuz büyüktür. İlişkideki iniş ve çıkışlar edebiyat dünyası içindeki tartışmalarla sınırlı kalmış olamaz. Kitap bu konuda eksik kalıyor. Özellikle toplumsal ve siyasal olayların tam da göbeğinde yer almayı tercih etmiş şairimizin Azerbaycan’la ya da Moskova’yla ilişkilerini ‘şiir matineleri’ ya da edebiyat yazılarının ötesine geçerek değerlendirmek gerekirdi. Örneğin Kavak, ‘1931 Azerbaycan’da Nâzım’ın İpi Çekiliyor’ başlığı altında Nâzım Hikmet’in o tarihten sonra uzun süre isminin anılmayışını, bir zamanlar Nâzım’a hayran olan Ali Nâzım’ın tek bir yazısına bağlıyor. Kavak’a göre Ali Nâzım’ın şairi çok sert bir dille eleştirdiği bu yazının ardından 20 yıl boyunca Nâzım Hikmet ismi Azerbaycan’da anılmaz oluyor. Aslan Kavak, Azerbaycan’a yıldırım gibi düşen Nâzım Hikmet etkisinin sona erişini ‘yıldırım hızı’ denebilecek kadar kısa özetliyor. Nâzım Hikmet’in yirmi yıl adının anılmayışı kitapta iki sayfayla anlatılıp bitiriliyor.
Eserde hayat arayın, gerçeklik arayın
Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam’ı okuduğunuzda, Nâzım Hikmet’in Azerbaycan edebiyatına etkilerini gördüğünüz gibi, Azerbaycan’ın Nâzım Hikmet şiiri üzerindeki etkilerini de hissediyorsunuz. Bu etki kendini Nâzım’ın şiirlerinde hissettirdiği gibi, Azerbaycan üzerine yazdığı yazılarda da görülüyor. Kavak, Nâzım Hikmet’in izlenimlerini yansıtan, çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılarından örnekler de sunuyor kitabında. Bu izlenimler Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği döneminde nasıl bir kültürel devrim yaşadığını da gözler önüne seriyor:
“Şoförlerin Heine’yi okumaları, kitap meraklısı olmaları Sovyet insanları için şaşılacak bir şey değil, sıradan bir durum. (…) Moskova’daki herhangi bir fabrika kulübünde defalarca gözümle gördüm ki, insanlar soluksuz iki, hatta üç saat şiir dinliyorlar. Yaklaşık bir aydır Azerbaycan’dayım. Bakü’de, Maştağa’da, Kirovabad’da, Kazak’ta, aydınlar, işçiler, köylüler saatlerce şiir dinlemekten usanmıyorlar.”
Kitapta Nâzım Hikmet’in Bakü’de hem edebiyat, hem de sanat çevreleriyle yaşadığı ilginç anekdotlar yer alıyor. Her bir anekdot Nâzım’ın kişiliği, sanat anlayışı, edebiyata bakışı hakkında önemli ipuçları veriyor. Daha sonra manevi kızı olacak olan Münevver, Nâzım Hikmet’in büstünü yapmak üzere evindedir. Nâzım ona çok önemli bir sanat dersi verir. Bu onun şiirindeki ‘gerçekçilik’ anlayışını da anlatan müthiş bir anıdır:
“- Şimdi söyleyin göreyim, beni siz nasıl işlemek istiyorsunuz? Nâzım’ın bu sorusuna yanıt olarak dedim ki, sizi başınızı dik tutmuş durumda kendi dahili azametinizde, vakarınızla göstermek isterdim. Yine güldü. Niçin şablon işliyorsunuz, ona göre mi ki, bu kolay yoldur?
– Ben sizi bir kahraman, eğilmez kişilik olarak göstermek istiyorum. Kederli göstermek istemiyorum.
– Meğer kahramanın ağır dakikaları, kederli anları olmuyor mu? Eserde hayat arayın, gerçeklik arayın.”
Bakü’ye Gidiyorum Ay Balam’ın yazarı Aslan Kavak kitabını şu sözlerle bitiriyor: “Nâzım Hikmet hakkında yapılacak her çalışmanın eksik kalacağı, yapılacak her çalışmanın birbirini tamamlayacağını düşünüyorum.” Bir eserin, hele konu Nâzım Hikmet olunca, bütünü anlatması beklenemez kuşkusuz. Ancak Kavak’ın bu çalışmasının önemli bir boşluğu doldurduğu da muhakkak. Umalım ki, Türk edebiyatının dünyayı etkileyen şairi hakkında yapılacak yeni araştırmaların yolunu açsın… Bu açıdan yazarın Nâzım Hikmet’in gerçek yaşamının yazılması için kitabın sonunda yaptığı öneriler de kayda değer.
Son bir öneri: Bu kitapla birlikte okunmasını önerebileceğim bir başka çalışma da dursun Özden’e ait. Özden Galina’nın Nâzım’ı isimli çalışmasında Nâzım Hikmet’in Azerbaycan’da Vera’dan önce hayatını paylaştığı, onu dört kez ölümden kurtaran Doktor Galina’nın penceresinden Nâzım’ı anlatıyor. Kitap Kaynak Yayınları’ndan çıktı…

Radikal Kitap, 16.11.2007

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.