Yakın dönem Türk edebiyatının önemli isimleri arasında gösterilen Irmak Zileli’nin yeni romanı Son Bakış, okur karşısına çıkalı çok olmuyor fakat yayımlandığı günden bu yana ciddi derecede ses getirdi ve konuşuldu.

Bunun birkaç önemli nedeni var. En öne çıkanı ise Zileli’nin yeni romanında bugünün önemli sorunlarından biri olarak görülen “göçmenlik” üzerinden bir yakın tarih sorgulamasına girişmesi. Bu sorgulamayı da ölümüne birkaç dakika kalmış kahramanının zihninden geçenlerin dökümü üzerinden yapıyor yazar. Tam da bu nedenle romanı, bir film şeridinde akan hayatta, tarihin insana bakan yüzünü didikleyen bir kitap olarak da okumak mümkün.

Romandaki tüm olaylar Gürcistan’dan Türkiye’ye göç etmiş, yatalak ve konuşma yetisini kaybetmiş yaşlı bir kadına bakıcılık yapan, yaşamını da kaçak işçi olarak çalıştığı bu evde geçiren Tina ile başlıyor. Bakıcı olarak çalıştığı evin anahtarlarını içeride unuttuğunu korkusu nedeniyle patronuna söyleyemeyen ve dışlanmışlık duygusuyla başkasında da yardım isteyemeyen Tina, çalıştığı eve çatıdan girmeye çalışır. Tina çatıya çıkacak, oradan balkona uzanacak, ardından eve girecektir. Yaptığını ne kadar tehlikeli olduğunu düşünmez bile. Fakat işler planladığı gibi gitmez ve romanın kahramanı tam eve girecekken kötü bir şekilde yere düşer. Çatıdan asfalta kadar geçen sürede Tina’nın “son yolculuğu” başlamıştır artık. Tina, kendi sonuna doğru bir yolculuğa başlarken, biz de Tina’nın zihninden geçenlerle, yani film şeridiyle onun başlangıcına, hayatına doğru bir yol almaya başlarız.

Tina’nın bu hayat yolculuğu elbette kendisinin ve okurlar hikâyeyi onun gözünden, “son bakış”ından takip ediyor. Fakat Tina’nınki öyle bir hayat ki, Sovyetler’den başlayıp bugüne kadar uzanan pek çok tarihsel kırılmaya ve bu kırılmaların insan yaşamına nasıl etki ettiğine kadar dokunma fırsatı yakalıyor Zileli kahramanıyla.

Göçmen olarak yaşadığı ülkede hasta bakıcılığı yapsa da aslında bir balerindir Tina. Annesi de onun gibi yaşama sıkı sıkıya bağlı bir sanatçıdır aynı zamanda. Fakat hayatı onu sanatından da, ailesinden de, ülkesinde de uzakta bırakacak, bir göçmen olarak dışlanmış bir şekilde yaşayacağı bu topraklara sürükleyecektir. Kaçak yollardan Türkiye’ye girerken sevdası Kaveh’i de yitirip ardında bırakacaktır aynı zamanda Tina; hayata “son bakış”ında bile aklından çıkaramayacağı bir sevda…

Irmak Zileli, Tina’nın bu topraklardaki hikâyesiyle okuruna dile ve dilsizliğe, varlığa ve yok olmaya, yabancılığa ve tanışlığa dair bir roman sunma derdinde.

Nasıl mı?

Önce dilin kendisi kahramanın olduğu kadar romanın ve yazarın derdi haline dönüşüyor. Sonra, göçmenliğin sözlük anlamlarından başka hangi anlamlar taşıyabileceği üzerine düşünülüyor. Aynı şekilde okurun da buna kafa yorması isteniyor. Ardından ise bir “dar zaman” içine, yani “son bakış”a, film şeridine bir ömrün nasıl sığdırılabileceği yazarın çıkış noktası oluyor.

Sonuçta da ortaya Irmak Zileli’nin yeni romanı çıkıyor…

Son Bakış, bu anlamda yoğun, duygusal gerilim düzeyi yüksek bir roman. Tina’nın dilinde, yine onun gönlüne, gözüne yazılmış. Tina özelinden yola çıkarak Zileli, onun gibi bu ülkede yaşayan fakat “biz”im görmek istemediğimiz pek çok kayıp yaşama da ışık tutuyor. Yani Tina’nın son bakışı, Zileli’nin roman dünyasından yola çıkarak kendisi gibi pek çok kimseye atılacak ilk bakışı temsil ediyor.

Elif Birceli, Oggito.com, 15 Aralık 2019

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.