İlk kitap, ilk heyecan… Yazarlarla ilk göz ağrılarını konuşacağımız diziye Irmak Zileli’nin ilk romanı Eşik ile başlıyoruz.

İlk kitabınızın adına siz mi karar verdiniz? Değilseniz kim karar verdi?

Karar elbette bana ait. Ama fikri veren bir arkadaşımdı.

Şimdi yazmış olsanız adı yine aynı kalır mıydı?

Kalırdı herhalde, çünkü ismine karar verdikten sonra kitaba dönüp baktığımda içinde ne kadar sık “eşik” kelimesinin geçtiğini fark etmiştim.

İlk kitabınızı nasıl bir ruh halinde yazdınız?

Yazarken insanın ruh hali sürekli değişiyor. Kendinize inancınızı yitirdiğiniz anlar çoğunluktayken, nadiren de olsa kendinizi on kaplan gücünde hissedebiliyorsunuz. Sadece ilk romanı yazarken değil, sonraki iki romanda da, metinle ilişkimin gergin ve gel gitli olduğunu söyleyebilirim. Çoğunlukla bir türlü olmuyormuş gibi gelir. Ama devam etmemi sağlayan asgari bir inanç olmalı ki, sonunu getirmediğim hiç olmadı.

İlk kitabınızı ne kadar sürede yazdınız? Hangi şehirde, nerede yazdınız?

Üç yıl sürdü. İstanbul. Etiler’de Akmerkez’in 15. katında. O sıralar Remzi Kitabevi’nin çıkardığı Kitap Gazetesi’nin editörlüğünü yapıyordum. Her sabah 8.30’da mesai başlıyordu. Kapımı kapatıp kimselere çaktırmadan öğlen saatine kadar romanı yazıyordum. Maaştan kesinti yapmadılar neyse ki!

Eğer şimdi yazacak olsanız, farklılıklar olur muydu? Az mı, çok mu, ne gibi?

Nasıl olmasın? İnsan sürekli değişiyor. Eşik’in yazıldığı yıllardaki Irmak ile bugünkü Irmak aynı değil ki yazılan aynı olsun. Öte yandan Eşik’i o zaman değil şimdi yazsaydım, yazarı şu an konuştuğunuz Irmak’tan farklı biri olacaktı. Eşik’i yazmamış bir Irmak. O nasıl biri olurdu, bunu hiçbirimiz bilemeyiz. Dolayısıyla şimdi yazacağı Eşik nasıl bir Eşik olurdu, bu da bir muamma.

Yazarken bazı ritüelleriniz var mı?

Ritüel olsun diye değil de, günlük pratiğin getirdiği şeyler var. Mesela sabahları Frida’yla (köpeğimiz) yaptığımız yürüyüşler. Yürümek beni yazıya hazırlayan bir eyleme dönüştü zamanla. Sabahları yazan biriyim. Bilgisayarın başına geçtiğimdeyse sabah kahvem yanımda oluyor mutlaka.

Kitabınızı kitapçılarda gördüğünüz anı hatırlıyor musunuz?

Uzun zaman emek verdiğiniz bir eserin başkalarıyla da buluşması heyecan verici elbette. Ama bu duygu da kısa ömürlü. Yazarın metniyle ilişkisinin bittiği yerde, okurun ilişkisi başlıyor. Yazar, artık yeni bir yolculuğun hazırlığı içinde. Bu yeni yolculuğun başlayabilmesi içinse eskiyle vedalaşabilmek gerekiyor. Yazma eylemini ya da bir eser ortaya çıkarmayı kutsamaya neden olacak her türlü edadan uzak durmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Meseleyi büyütmemek gerekiyor yani…

Beğenilmemesinden korktunuz mu?

Bir kitabı herkes birden beğenemez zaten. Önemli olan fikirlerine inandığınız, güvendiğiniz kişilerin beğenmesidir. Herkesin beğendiği bir şey yazmak peşinde değilseniz bu tür korkularınız da olmaz.

Aldığınız en olumsuz ve en olumlu eleştiri neydi?

Eşik’le ilgili yayınlanan yazılarda olumsuz bir eleştiriyle rastlamadım. Romanın otobiyografik öğelere yaslanmasına rağmen, bu özelliğini aşmayı başardığını vurgulayanlar çok oldu. Duymaktan en çok mutlu olduğum eleştiri de buydu.

İlk defa kitap yazmaya karar vermiş birine tavsiyeleriniz var mı?

Tavsiyeden bol ne var? Yine de ben antipatik olmamak adına bir tanesini söylemekle yetineyim. Yazmaya başlamakta, hikâyede yol almakta ve bir an önce okurla buluşsun diye onunu getirmekte acele etmemelerini öneririm. Hikâyenin köklenmesi ve gelişmesi için ona fırsat vermek gerek. Hikâyeler ve fikirler kovalandıkça kaçmalarıyla ünlüdürler. Ama kovalamamak vazgeçmek değildir. Aksine ısrarla ve sebatla orada beklemek demektir. Bunun adına “hamarat tembellik” diyebiliriz.

İlk kitabı beğenilmeyen/okunmayan/satmayan birine tavsiyeniz ne olurdu?

Daha önceden de söylediğim gibi herkesin beğendiği bir roman yazmak mümkün değil. Eleştiri ve yorumları dinlemek ve değerlendirmek gerekir. Onları olduğu gibi kabul etmeseniz de dinlemek her zaman öğreticidir. Okunmamak ya da satmamak ise işin bizi meşgul etmemesi gereken kısmı. Satış rakamları çoğunlukla metnin niteliğine değil, piyasa şartlarına bağlıdır. Romanlarım satsa, çok okunsa elbette sevinirim ama satmıyor ve çok okunmuyor diye de karalar bağlamam. Önemli olan kişinin kendi metnine olan inancı ve güveni. Yazma arzusu devam ettiği müddetçe yazmayı sürdürmek gerekir.

Söyleşi: Ayça Derin Karabulut, Cumhuriyet Cuma6ertesi, 11 Ağustos 2018

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.