İlk röportajımızı, üzerinde konuşmayı çok sevdiğimiz bir konu üzerinden yapmayı istedik; kadın-erkek olma halleri ve ilişkisi. Irmak Zileli son kitabı “Gölgesinde”yle bu konuyu çok iyi işlemiş ve okura da bolca düşünme payı bırakmış. Kitabi bitirdiğinizde, başladığınızdan daha çok soruyla başbaşa kalıyorsunuz. Kitabın sadece kadın ve erkek değil aile, toplum ve hatta devlet üzerinden ilişkileri irdelediğini de belirtelim. Böyle bahsedince bir inceleme kitabı gibi anlaşılmasın leziz bir romanla karşılaşacağınızı belirtelim.

İşte kitaptan aklımıza takılanlar ve sevgili Irmak Zileli’nin cevapları!

Yazım Kılavuzu: Fikret’in tahakkümünde Leyla’nın rolü ne? Ya da genel olarak kadınların, erkek tahakkümünün oluşmasındaki rolü nedir sizce?

Köle yoksa efendi de yoktur. Leylâ kölelik rolünü reddettiği anda Fikret’in parçalanması bundan. Demek ki bu ilişkide diğerine asıl bağımlı taraf efendi. Kölenin, köle olmaktan vazgeçtiği ve bunun adımını attığı anda kaybedecek hiçbir şeyi yok aslında. Tabii ki itiraz etmenin, hayır demenin, tahakküme direnmenin kolay bir iş olduğunu söylemiyorum. Ama asıl bağımlı tarafın efendi olduğunu görmek önemli. Kadınlar, erkeklerin efendiliğini sorgusuz sualsiz kabul edebiliyor. Kuşkusuz bunun pek çok toplumsal sebebi var. Çağlar boyunca süregelen patriarkal sistemin içinde yetiştik hepimiz. Onun tarafından içimize işlenmiş önkabullerle büyüdük. Leylâ da bunun tümüyle dışında değil. Kuşaklar boyu aktarılan bir sistemden söz ediyoruz nihayetinde. Annemiz bizi kucağına aldığı anda bize bu sistemin kodlarıyla yaklaşıyor. Aile kurumundan başlayarak içine sokulduğumuz kalıplar, öğrendiğimiz davranış biçimleri var. Otoriteye ikna ediliyoruz. Oysa ikna edilmiş olmamız tahakkümün varlığını meşrulaştırmaz.

Yazım Kılavuzu: Fikret sıklıkla “tam bir erkek” olmaktan, Leyla da bir yerde “tam bir kadın” olmaktan söz ediyor. Nedir “tam bir erkek” ve “tam bir kadın” olma halleri?

Tam olmak bir yanılsamadır. Hiçbir özne tam değildir, olamaz. O yüzden aslında hiç kimse tam bir kadın ya da tam bir erkek de değildir. Herkes biraz kadın, biraz erkektir. Yani melezdir. Safkanlık, ari ırk gibi kavramlar da bu tamlık algısından beslenir mesela.

Her sistem kendi insanını yaratmaya, en azından kendi insanıyla ilgili bir imaj oluşturmaya çalışıyor. Önümüze ideal kadın ve erkek modelleri konuluyor. Söz gelimi kadın, çocuk doğurmadığında ona eksik kadın deniliyor. Hem kadın hem erkek, önüne konulan “tamlık” idealine uymak için çabalıyor. Aksi halde dışlanacağını içten içe biliyor. Sistem kadını da erkeği de böyle bir çabaya zorlayarak, onu kendi kapanına da çekmiş oluyor. İnsanlar ipin ucundaki havuca koşar gibi tamlık idealine doğru bitmek bilmeyen bir koşunun içine hapsoluyorlar. Eksikliğinin farkına varmak ve bununla barışmak da kölelikten kurtuluşun ilk adımlarından biri olabilir öyleyse. Yaratıcılık eksikliğin kabulüyle gelir. Havuca koşmakla değil, kendi hayallerini kurmakla başlar özgürlük. Burada, parkurun dışına çıkmak kazanmaktır.

Yazım Kılavuzu: Fikret, duygusal tepkiler gördüğünde ya da herhangi bir narin davranışta “kadın gibi” diyor. Hatta kendi tepkilerine bile bu yakıştırmayı yapıyor. Toplumun/erkeğin kodlarında “Kadın gibi” olmanın karşılığı ne?

Her şeyin, her nesnenin ve öznenin kalın çizgilerle tanımının ve tarifinin yapılabileceği fikri, şüpheye yer vermeyecek şekilde işleniyor. Oysa her şey sürekli değişir ve siz tanımladım dediğiniz anda yeni özellikler kazanmış olur. Fakat iktidar ısrarla hayatı, şeyleri ve duyguları akla kara olarak algılamamız için bizi manipüle eder. Böylece şeyler arasında geçişgenliği de yok saymış, hatta baltalamış olur. Kadının ve erkeğin kesin ve net çizgilerle tarifi iki cinsi birbirinden ebediyen koparır. Kadın narindir, erkek güçlü; kadın duygusaldır, erkek rasyonel; kadın sosyal alanda başarılı, erkek pozitif bilimlerde iyi. Kadına yakıştırılan kavramlar onu edilgen, güçsüz bir pozisyona iter. Erkek de duygusal taraflarını “kadınsı” olma korkusuyla bastırır. Oysa bu kalıplardan kurtulduğumuz bir dünyada erkek içindeki dişiyi, kadın da içindeki erili fark edebilir; bu bizi birbirimize yaklaştıracak olandır. Paradoksa bakın ki tamlık illüzyonunun sahipleri, erkeğe de kadına da kendisini eksik tarif ediyor. Kadının içindeki erkeği, erkeğin içindeki kadını ondan gizliyor.

Yazım Kılavuzu: Fikret’in Leyla’nın babası karşısındaki çekingenliği bir eril güce boyun eğme eğilimi olduğunu düşündürüyor. Güç uygulayan erkeklerin genel olarak tek boyun eğdikleri yine kendilerinden üstün bir eril güç mü oluyor sizce?

Bu çoğunlukla böyledir ama erkeklere özgü bir durum da değildir. Daha çok dünyaya iktidar olmak/olmamak mefhumlarıyla bakmanın doğal bir sonucu gibi geliyor bana. İster hükmeden olarak bunun bir parçası olun, ister hükmedilen olarak, işler tersine döndüğünde adapte olursunuz. Kurbanın güçlü bir pozisyona geldiğinde çabucak cellâda dönüşebilmesi gibi, cellât da kendinden daha güçlü bir otorite karşısında kurban rolüne giriverir. Özünde ilişkideki eşitsizlikle bir problemi yoktur çünkü. Leylâ’nın gücü Fikret’i kendi güç savaşının içinde yapayalnız bırakıp gitmesinden geliyor. Leylâ, efendi olmayı da, köle olmayı da reddediyor. Çünkü efendiyle kavgaya tutuşmak, efendi rolüne girme ihtimalini de barındırıyor. Fikret’in ise hükmedici ilişkilerle bir problemi yok. Böyle bir dünyanın kurallarını kabul ettiğinizde bilirsiniz ki cellât olmak da var, kurban olmak da.

Yazım Kılavuzu: Fikret ve Leyla’nın kırklı yaşları yaşadıklarını anlıyoruz. Genelde bir iç hesaplaşmanın çağı diye tanımlanır. Kitabın arka planında bu var mı?  Var diyorsanız, özellikle ailelerle olan meselelerin tekrar gün yüzüne çıkmasında etkili mi?

Kırklı yaşların bir iç hesaplaşma çağı olarak tanımlandığını bilmiyordum. Açıkçası ben iç hesaplaşmanın yaşı olmadığını düşünenlerdenim. Kitabın arka planına bunu en azından bilerek yerleştirmedim. Ailelerle ilgili meselelerin gün yüzüne çıkmasının nedeni iç hesaplaşmanın olduğu yerde bunun kaçınılmaz olduğunu düşünmem. Neyi neden yaptığımızı irdelerken ister istemez geçmişe doğru bir araştırmaya girişiriz. Nedenlerimiz çoğunlukla geçmişte, kendi tarihimizde gizlidir çünkü. Tarihin baş aktörü ise ailedir. Ailede yaşananlar toplumsal cinsiyet rollerinden tutun, otorite karşısındaki tutuma dek pek çok davranışımıza etki eder.

Yazım Kılavuzu: Kitap bir kadın farkındalığına yolculuk gibi ilerliyor ama sonunda Leyla’nın tam bir kopuş yaşadığı duygusuna kapılmadık. Sanki yine “kadınlık” sınırları içinde kalıyor gibi geldi.  Biz mi yanıldık?

Yanılmak… Bir doğru var mı ki yanılasınız? Romanın doğru ya da yanlış okumaları olabileceğini sanmıyorum, olsa olsa farklı okumalardan söz edilebilir ve iyi ki böyledir bu. Her metin, okuru tarafından yeniden yazılır. Bu nedenle tek bir metinden ve hatta o metnin tek bir yazarı olduğundan bile söz edilemez. Bunun için de Barthes’ın dediğini yapmakta ve “okurun doğması için yazarı öldürmekte” fayda var. Yazar, romanın bilirkişisi değildir. Aksine belki en bilmez kişisidir.

Yazım Kılavuzu: Kitapta Leyla ile Fikret’in hikâyesinden sanki en az üç roman daha çıkar gibi bir hisle ayrıldık. Alev ve Aslı’yı arkamızda bıraktığımıza üzüldük. Nuriye Teyze ne oldu, Ela kocasıyla ne yaptı merak ettik. Elbette Fikret’in gizemli geçmişi ve Leyla’nın babasıyla olan muhasebesi de sanki başlı başına bir kitap konusu.  Bunu bilerek yaptığınızı düşünüyoruz, neden?

Romanın bir manzara fotoğrafı olduğunu düşünelim. Fotoğraftaki her şey aynı netlikte olamaz. Kimi flu, kimi net; bazısı uzakta, bazısı daha yakındadır. Öte yandan saydığınız karakterler ve diğerleri arasında bir önem hiyerarşisi kurmadım. Zaten metnin meselelerinden biri de buydu. Ötekiyle eşit ilişki kurmayı öğrenen Leylâ’nın romanında merkeziyetçi ya da hiyerarşik bir yapı kurmak istemedim. Herkesin hikâyesi önemli olmalıydı. Bu nedenle de hepsi güçlü karakterler ve hikâyeler olarak çıktı ortaya. Öte yandan her bir hikâyeyi bütünüyle vermeye çalışmak demin bahsettiğim tamlık idealinin peşinde koşmak olurdu. Hayatta da böyle değil midir, hiçbir insanın hikâyesini tümüyle bilemez, kavrayamazsınız. Bu romanda gerçekliğin ele geçirilemez olduğunu anlatmak benim için önemliydi. O yüzden okurun da romandan hikâyeleri ele geçiremediği hissiyle ayrılmasını istemiş olabilirim.

 Yazım Kılavuzu, Nisan 2017

https://www.yazimkilavuzu.com.tr/bir-kadin-ve-bir-erkek-kim-kimin-golgesinde-irmak-zileli/

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.