Baharın gelmesiyle müjdeli haberler de kendini gösterdi. Bunlardan biri de Irmak Zileli’nin üç yıl aranın ardından yeni romanı “Gölgesinde” ile okurlarının karşısına çıkmış olması. Hafıza problemleri yaşayan Leyla birgün aniden ortadan kaybolur. Eşi Fikret bu ortadan kayboluşun izini sürmeye başlar. Başlangıçta bu basit bir kayıp vakası gibi görünürken, zamanla olaylar karmaşıklaşacak ve bu iz sürme birçok iç hesaplaşmayı da beraberinde getirecektir. “Gölgesinde” yalnızlığın, vazgeçişin, rüyaların ve hayal gücünün romanı. Zileli bu sefer kahramanlarını geçmişle şimdi arasında gezdirirken, olayları sürprizlerle dolu bir kurguya oturtuyor ve okuru Fikret’le Leyla’nın hayal evrenine davet ediyor.

GEÇMİŞİ UNUTMAK

Everest Yayınları’ndan çıkan “Gölgesinde” geçmiş ve şimdi arasında bağ kuran, geçmişten bugüne taşınan duyguların ve korkuların kadın ve erkek özelinde irdelendiği bir roman. Geçmişi bugüne bağlayan tek şey hafızamız. Beynimiz geçmişin bilgisini depolamak üzere gelişmeseydi yalnızca şimdiden ibaret olurduk. Bu bir boşluğun kapısını mı açardı yoksa pişmanlıkların olmadığı bir yaşamın mı bilinmez. Leyla’nın zihni ona geçmişini unutmasını öğütlüyor. Yaşadığı hafıza problemleri onun ortadan kayboluşunun en güzel özrü gibi geliyor ilk bakışta. Kim bilir? Belki de kaçıp gitmek ve geçmişi unutmak onun için yaşamanın tek yolu. Zira unutmak kimi zaman sağ kalabilmenin koşuludur. Hiçbir şeyi unutmayan bir zihnin hayali bile oldukça korkutucu. Öyle ki, bu zihin, anıların tıkış tıkış doldurulduğu ve ezilerek anlamsızlaştığı bir istifçi evi gibi görünecektir. Oysa zihin unutur; unutarak kendini tazeler, yenilenir. Leyla unutmaya ihtiyacı olan bir kadın. Belki de Leyla, şimdi ile dün arasındaki köprüleri yıkarak onu takip eden geçmişinden kaçıyor.

Yazar zamanla oynamayı seviyor. Bu oyunlar kahramanların iç hesaplaşmaları ve çocukluğa yolculuklarda kendini gösteriyor. Şimdi ile geçmiş arasında durmaksızın hareket eden bir örgüyle karşılaşıyoruz. Zamanlar arası köprü kuran akış, ivmesini bir an bile kaybetmiyor. Eserde yalnızca yazarın hayal dünyasında gezinmiyorsunuz. Roman kahramanlarının da yazarınkinden ayrı, otonom hayal dünyaları var. Bu dünyalar kalemi tutandan bağımsız gelişiyor, güçlü bir devinimle akarak şekilleniyor. Sanki yazar, kahramanlarının yalnızca isimlerini koyuyor ve kendi köşesine çekiliyor. Bu noktadan sonra kahramanlar kendi zihinlerini kullanarak kendi kararlarıyla, kendi hayallerinin peşinde yürüyorlar. Olay örgüsünün en önemli özelliği öngörülmez olması. Bahsettiğim öngörülmezliği ancak romanın son cümlesine geldiğinizde anlıyorsunuz. Yazar, bu örgüyü adeta bir illüzyonun üzerine inşa ediyor. Karşılıklı duran iki aynanın yarattığı, “sonsuz koridor” illüzyonu gibi. Yazar ilk andan itibaren okurunu bu sonsuz koridorun ortasında bırakıyor. Okur hangi yöne giderse gitsin yolunu kaybetmekten kurtulamayacak. O halde okurun yapabileceği en güzel şey gözlerini daima açık tutmak ve illüzyonun tüm renklerini içine çekmek.

Romanda sıkça bireyin yalnızlığı üzerinde duruluyor. Leyla’nın bir anda ortadan kaybolması Fikret’in zihninde bir dizi reaksiyonu tetikliyor. Fikret bir yandan eşini ararken diğer yandan da onunla geçen yıllarını sorgulamaya başlıyor. Leyla’nın iç sorgusu ise romanın öteki yüzünü oluşturuyor. Her iki sorgulamada düşüncelerin ulaştığı ortak noktaysa hayata dair o iç acıtıcı gerçeğe işaret ediyor: İnsanlar birlikteyken de yalnızdırlar.

KAHRAMANA EŞLİK EDERSİNİZ

Yazar okuru daha ilk anlarda kahramanına bileğinden kelepçeliyor ve öyle aralıyor örgünün kapısını. Kahraman nereye giderse onunla sürüklenmek ve olayları birebir göğüslemek zorundasınız. Hayal dünyasının uçurumlarından atlayan bir kahraman düşünün ve ona kelepçeli olduğunuzu. Gerilimi, arzuyu ve korkuyu onun kadar gerçek yaşadığınızı; çünkü başka seçeneğiniz yok.

Yazarın kitabın içinde kendini hissettirmemesi ve böylece okuru “bu yalnızca bir roman” fikrinden uzaklaştırması, kanımca bir romanı benzersiz yapacak yegâne özelliktir. İnsanı bir bilinmezliğe hapseden ve sürekli uyanık tutan sıra dışı öyküleri sever misiniz? “Gölgesinde” tam olarak böyle, bir solukta okunacak romanlardan. Tam da çekip gitmenin pek cazip geldiği günlerde mutlaka okunması gereken bir eser. Hepimiz bazen çekip gitmeyi, tüm anılarımızın üzerine kapıyı kapatıp uzaklara doğru yol almayı isteriz. Çekip gitmenin en güzel yolu gidenin peşine takılmaktır.

Ozan Ezgi Berberoğlu, Akşem Kitap, 10 Mart 2017

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.