Geçenlerde sosyal medyada anket yapma modasına ben de uydum ve bir soru sordum: “Yazarın, editörün, çalışanın emeğini bedavaya getirmek için en ‘sağlam’ teorik argümanı hangi tip yayıncı üretir?” Sosyalistler/Anarşistler şıkkı ezici çoğunlukla birinci oldu. Aynı günlerde “Eleştirinin Hali Pürmelali” başlıklı bir söyleşide Semih Gümüş’le yan yana geldik.

Söyleşinin sonlarına doğru edebiyat eleştirisinin zayıf olmasının bir nedeninin de dergilerin pek çoğunda eleştirmenlere telif verilmemesi olduğunu söyledim. Nitelikli eleştiri yazıları bekliyor idiysek bunları üretecek olan yazarlara telif ödeme konusunda daha özenli davranmalıydık.

Semih Gümüş bu fikrime bir ölçüde katıldığını belirttikten sonra konuya şerh düştü. Arkasında holding olan dergilerden telif talep edilmesini haklı bulduğunu, öte yandan “Varlık” dergisi tarzı kendi yağıyla kavrulan edebiyat dergileri telif verse de kendisinin almayacağını söyledi. Argümanı ise dergi çıkarmanın nasıl külfetli ve fedakârlık gerektiren bir uğraş olduğuydu. Arkasında büyük bir sermayenin bulunmadığı dergiler bir kültür hizmetinde bulunuyorlardı. Gümüş’ün söylediklerinden anladığım; yazarların da bu konuda söz konusu dergileri desteklemesi gerektiğiydi. Yani kültür hizmeti yapan dergi az ya da çok bir gelir elde edecek ama yazar elde etmeyecek. (Bahsi geçen dergilerin ücretsiz dağıtılan fanzinler olmadığını hepimiz biliyoruz.)

Aslına bakılırsa, ülkemizde kültür işleriyle uğraşan hiç kimse yaptığı işin karşılığını hakkıyla alamıyor. Sırtını farklı bir gelir kapısına yaslamayan yayıncıların ortak şikâyeti bu. Peki fatura neden sürekli olarak yazara çıkarılıyor? Mesela hiçbir yayıncı matbaasını arayıp bu seferlik kendisinden para alınmamasını rica ediyor mu? Ya da kâğıtçıdan kâğıtları bedavaya vermesini, kültür hizmetine bu şekilde katkıda bulunmasını istiyor mu? Dağıtım şirketine açıp da bu işin büyük fedakârlıklarla yerine getirilen bir misyon olduğu propagandasını yapıyor ve kitaplarını, dergilerini ücretsiz dağıtması gerektiğini söylüyor mu? Sanmıyorum.

Yayıncı, bütün bu saydığımız kalemleri gider listesinde hesaplıyor ama yazarın telifine gelince eli titriyor. Çok anlamam ama tahminim o ki, matbaa, dağıtım ya da kâğıt giderleri ile yazarlara verilecek teliflerin toplamı karşılaştırılamaz bile. Herhangi bir yazarın öyle aman aman bir telif ücreti talep ettiğini sanmıyorum. Piyasa koşulları malum, gerçekçi olmaz bir kere. Demek ki yazardan kesilen telifle bu çarkın döneceğini ummak saflık olur. Dahası yazara ödenen telif, daha nitelikli yazılar olarak dergiye geri döner. Dergilerin yöneticileri niteliğin yükselmesinin satışlara etkisi üzerine düşünmezler mi? Bunun yerine neden ısrarla fatura yazara çıkarılır?

Edebiyatçıların pek çoğu “bu işe” para kazanmak amacıyla bulaşmamıştır. Yazar, kendisiyle ve dünyayla derdi olan kişidir. Yazı, o sıkışmayı aşma çabasıdır. Dolayısıyla geçim kapısı değil, yaşamsal bir ihtiyaçtır. Yazarın yazma eylemiyle kurduğu bu ilişki piyasanın kurallarıyla ister istemez çatışır.

Yazar, piyasanın içinde ruhunu ve kalemini zedelemeden var olabilmek için zaten epey bir fedakârlıkta bulunuyor. En basitinden piyasanın beklentilerini karşılamak yerine, kendi hayalindeki metinleri ortaya çıkarmakta direniyor. Konjonktürün dayatmalarına karşı sağlam durması gerekiyor. Para kazanmak amacıyla yazan birine dönüşmemek için çabalıyor. Piyasa koşullarına direnebilmek için amatör ruha sahip çıkıyor.

Anlaşılan o ki bu ruh onu aynı zamanda piyasa tarafından suistimale açık hale de getirebiliyor. Suistimalin belki de en tehlikelisi sırtını ülkücü söylemlere yaslayanlarınki. (Evet solcunun da ülkücüsü olur.) Bu söylem yazarın duygularına seslenmekle başlıyor işe. Kutsal bir görevle karşı karşı olduğumuza ikna edilmemiz gerekiyor önce. Devletlerin vatandaşına, örgütlerin neferlerine yaptığı propagandalara ne kadar da benziyor.

Devrik Cümle, Remzi Kitap Gazetesi, Kasım 2016

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.