Otobüsün içi buram buram ter kokusu. Biri şu sürgülü camı açsa da biraz temiz hava girse içeri. Pencerenin yakınındaki başörtülü kadına takılıyor gözüm. Ona mı söylesem, yanındaki adama mı? Adamın bakışları rica alacak gibi değil. En iyisi ortalarına bırakayım talebimi. “Rica etsem camı…” Kadın ikiletmeden paslı kulbu kendine doğru çekiyor. Belli, o da bunalmış. Yok, kıpırdamıyor meret. Pencerenin kulbu erkek kuvveti bekliyor. Ama erkek oralı değil. Zaten, “Hepiniz havasızlıktan ölün” der gibi bakıyor etrafına.

Sıkıntı içimden taşıyor. “Karşılaştığım her ceberrutlukta böyle içleneceksem hakkaten atayım kendimi bir Ege köyüne” diye söyleniyorum. Sıkıntının peşine bir eksiklik duygusu takılıyor. Neyin eksikliği ki bu? Hani bir yerden ayrılırsın da, orda bir şeyini unuttuğun duygusuna kapılırsın, ne aradığını bilmeden cebindeki, çantandaki öteberiyi karıştırırsın. Neyimi kaybettim, dersin. O çok sevdiğim kalemimi mi? Kalem ya da değil, sadece değerli, çok değerli bir şeyi geri gelmemecesine yitirdiğin duygusundan bir türlü kurtulamazsın.

Başörtülü kadınla göz göze geliyoruz. O da benim hissettiğim şeyi hissediyor mudur? Duygudaşlık arayışıyla bakıyorum yüzüne. Gözümü fazla dikmiş olmalıyım ki kaçırıyor bakışlarını. Bak işte eksiklik duygum çoğaldıkça çoğalıyor. Birbirimizin gözüne bakamayacak kadar mı yabancıyız yahu? “Diyalogtan sıcaklık doğar” diyen ilk öğretmenim Nezahat Hanım’ı hatırlıyorum.

Hababam Sınıfı’ndaki Mahmut Hoca’nın dişisiydi kendisi. Lisedeki sınıfımın Hababam’a yakın bir tadı vardı. Bir kere birbirimizden gözümüzü kaçırmazdık. Anlaşamadığımız konuları göz göze bakarak tatlıya bağlardık. İnsan kaybettiği şeyleri ne çok özlüyor. İyi ama ben neyimi kaybettim? Neyim kayıp? Umarım yaşlanmıyorumdur! Dur ya 45 yaşında da o kadar havaya girecek bir şey yok…

Ceberrutun tarafında bir hareketlilik oluyor. Onun da bir sıkıntısı var belli. Taştı taşacak. Birden kükrüyor: “Şeytansın, şeytansın sen şeytan!” Kükreme, kalabalığı ortadan ikiye yarıyor. Daha bunun rüzgârı dinmeden ceberrut demirlere asılarak sallanmaya başlıyor. Ama öyle salıncakta sallanmak gibi değil. Yüzünde bir çocuğun coşkusundan eser yok. Daha çok öfkeli bir ergen gibi. Yok, ergene de haksızlık oldu. Çünkü ergenler aynı zamanda sevebilir de. Hababam Sınıfı’nın unutulmaz sahnesi; Ferit yatakhanede sakladığı bebeğiyle Mahmut Hoca’ya yakalanmış. Hoca soruyor “n’aptın oğlum sen”. Ferit gözlerini kaçırmadan göğsünü gere gere, bir yandan da alabildiğine naif cevap veriyor: “Sevdim Hocam!”

Kükremenin arasına giren film sahnesi, havada uçan bir tekmeyle parçalanıyor. Peşinden yerde yatan kızı fark ediyorum. O kız baştan beri orda mıydı? Bunu bilemiyorum ama boylu boyunca yerde şimdi. Suratında bir taban iziyle. Sindirmeye çalışıyorum, bu gerçekten oldu mu? Şoföre duyurmak isteyerek bağırıyorum: Durdur otobüsü! Ya sesim ulaşmıyor, ya manası. Basıyor gaza. Ben neyi kaybettim? Neyim kayıp? Biz neyi kaybettik? Neyimiz kayıp? Genç kızın yanına çökmüş yüzüne su serperken bir kadın sesi çınlıyor otobüste: “Durdurun otobüsü! Ambulans çağırın! Çabuk!” Sırası mı bilmiyorum ama bağıranın başörtülü kadın olduğuna inanmak istiyorum. Lütfen o olsun. Olmayacaksa da batsın bu dünya!

Otobüs duruyor. Kapının açılmasıyla birlikte ceberrut, buhar oluyor. Onun bıraktığı boşluğa dolan oksijenle yerdeki kız gözlerini aralıyor. Şimdi hatırlayamadığım tuhaf bir soru çıkıyor ağzımdan. “İyi misiniz” ya da ona benzer bir şey. Ferit olsa böyle saçmalamazdı. Kızı kucakladığı gibi fuleli adımlarıyla hastaneye taşırdı. Ne yazık ki ben Ferit değilim. Ferit yanımda olsaydı boyum omzuna erişmezdi. Peki neden kimse adamın peşine düşüp yakasına yapışmıyor? Nerde o “Neşeli Günler” filminde gördüğümüz halk? Nereye kayboldu onlar? Neyi kaybettik biz? Neyimiz kayıp?

Şaşkınlıkla yerde toparlanmaya çalışan kıza bakıyorum. Gözlerinden yaşlar boşanıyor. Elinden tutuyorum, ayağa kalkıyor, otobüsten iniyor. Şoför kapıları kapatıyor. Hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz. Gözlerimden yaşlar boşanıyor. Ben neye ağlıyorum? Kaybettiklerimize mi, başımıza gelenlere mi? İkisine birden mi?

Biz neyimizi kaybettik? Bu otobüs nereye gidiyor?

Karakarga, Ekim 2016

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.