Mine Söğüt’ün en son çıkan romanı “Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey” yayınlanalı altı yıl oldu. Ondan bir yıl sonra da “Deli Kadın Hikâyeleri” isimli öykü kitabı çıktı. İlk romanı “Beş Sevim Apartmanı”nın üzerindense 13 yıl geçmiş. Öte yandan Mine Söğüt’ün araştırma ve biyografi kitapları da var. O veya bu şekilde yayın dünyası onun ismini 2000 yılından beri biliyor; okurları yeni kitaplarını bekliyor. Mine Söğüt’ün yalın dili sizi büyülü bir atmosfere çekiveriyor. Garip ve vahşi bir dünyaya adım atacağımı bilerek yoğun bir merak duygusuyla başlarım onun metinlerini okumaya. Bu söyleşide de o dünyanın altındaki toprağı kazımak istedim biraz. Ucundan, kıyısından…

“Roman yazmanın zorluğu çokça vurgulanır. Her baba yiğidin harcı değil, disiplin işidir, derler. Bu söylemin yazarlığı kutsayan bir tarafı olduğunu düşünüyor musun?”

“Herkes adına konuşamam, bazı yazarlar için gerçekten yazmak büyük bir disiplin meselesi olabilir. Ama benim için değil. Hayatımın hiçbir alanında olmayan disiplin doğal olarak yazarlığımda da yok. Tam tersine kafası, hayatı, masası… her şeyi dağınık bir insanım ve bu dağınıklığın içinde esrik bir şekilde hoplaya zıplaya dolanırken arada yazı da yazıyorum. Aksi beni verimli değil kısır yapardı. Düzenli ve ağır bir çalışma zorunluluğu yaratıcılığımı besleyen değil körelten bir dert haline gelirdi. Kutsallık kelimesiyle tanımlayamam ama sanat, gösteri ve spor alanlarında başkalarının yapamadığı şeyleri yapabilenlerin çok şanslı insanlar olduğunu düşünüyorum. Ben yazabiliyorum, bu benim şans eseri edindiğim bir yetenek ve harika bir şey… Ama o kadar. İşin özü, yazamazsa çıldıracaklardan, varoluşun anlamını tümüyle yazmaya, üretmeye yükleyenlerden değilim.”

“Bu işin tek bir kuralı, formülü yok. Peki bir püf nokta söyleyecek olsan ne dersin?”

“Kendini tanımak, sadece yazarlıkta değil, her konuda işin püf noktası. İsteklerle becerileri denkleştirme ayarını yaşamın her alanında önemsemekten yanayım. Kişiliğim gereği hedefe hiçbir zaman mükemmeli koymuyorum. Bir üstünlük kriterim yok. Mukayese hissiyatım da zayıf. Herhangi bir şeyin kendi içindeki tutarlılığı ve güzelliği benim için yeterli. O yüzden sevdiğim şeyleri yaparım, yaparken beni sevindiren, keyiflendiren şeylerin peşinden koşarım. Yazarken, içerik olarak evet acıdan besleniyorum ama üretim sürecinde sancı çekmekten haz duyan bir bünyem yok. Aksine kolaylıkla ürettiğim, etrafında çırpınmadığım, aklımla, fikrimle, kalemimle rahatça içinde dolaşabildiğim metinleri olmuş varsayarım. Kendimi tanıyarak ve kendime özen göstererek oluşturduğum formül tam bu.”

“Yazarken sancı çekmem, kolaylıkla üretirim dedin ya, bu metne yansır mı? Üretim sürecindeki ruh halleri metnin ruhunu da etkiler mi?”

“Benim açımdan bu biraz karışık bir durum. Yazmak benim için acılı bir süreç değil dedim ama yazdıklarım hep acıya dair. Anlattığım şeyler, dertlendiğim meseleler benim özel yaşamımda yeri olmayan şeyler. Ama parçası olduğum hayatın, toplumun çok net ve sert gerçekleri hepsi. Gerçekleri görmezden gelen biri değilim. O sert gerçeklerin benim hayatımdan uzak olması da beni mutlu eden değil aksine dünyanın tüm yükünü sırtıma yükleyen bir mesele. Yazarken kafam bu yükün ağırlığının dinamiğiyle çalışıyor. Üzülüyorum, sinirleniyorum, kötülüğün kimyasını analiz etmeğe çalışırken, kötülüğü kurgularımda yeniden yaratırken duygusal olarak hırpalanıyorum. Kendimi bildim bileli insanın kötülükle kurduğu gönüllü ilişkiyi çözmeye çalışarak yaşıyorum. Bunun için illa kötülüğe maruz kalmak ya da kötü olmak gerekmiyor. Bazı şeyler dışarıdan/uzaktan/yukarıdan bakıldığında daha net görülebiliyor.”

“Dışarının kötülüğüne, acısına bakarken, oradan kendine varıyor musun? Yazı senin için kendin üzerine de düşünmenin bir aracı değil mi yoksa?”

“Değil. Dışarısı bana çok yabancı bir yer. Kendimi hiç ait hissetmediğim, hiçbir akrabalık kuramadığım bir yer. Yanlışlıkla düştüğümden emin olduğum bu gezegeni tanıma derdindeyim. Bu derdin ekseninde de önemli bir soru var: Neden? Neden cenneti de cehennemi de hayal edebilen insan bu dünyada cehenneme ikna olur? Neden bambaşka bir şey yapsa hayal ettiği cenneti yaşayabilecekken o şeyi yapmaz, tercihini cehennemden yana kullanır? Başımıza gelen iyi ve kötü çoğu şeyin tercihlerimiz yüzünden gerçekleştiğini düşünürüm. Dolayısıyla yazarken kendimle değil doğrudan toplumla uğraşıyorum.”

“Peki biraz da bir metnin oluşum sürecinden konuşalım. İlk cemre nasıl ve ne zaman düşüyor, nereden düşüyor; düşünce nasıl bir yol izliyorsun?”

“Önce duygusu geliyor. Daha doğrusu meselesi geliyor. Örneğin korkular üzerine bir şey yazmak istediğimi hissediyorum. Ve masanın başına bu hisle oturuyorum. Derken bir kahraman beliriyor zihnimde. Sonra diğer kahramanlar… Hızla kalabalıklaşıyor roman ve ben bir sayfa sonra ne olacağını bilmeden yazmaya başlıyorum. Plansız, programsız… Üç ileri iki geri gittiğim çok oluyor. Her şey yarı yolda değişebiliyor. Büyük macera ve büyük hengâme! Esrik bir halde yazıyorum, fazla düşünmeden, hissettiğim ve istediğim gibi, aklım bir karış havada. Sonra işin ana hatları ve teferruatları tamamlanınca aklımı başıma topluyorum ve kurgunun mühendisliğini yapıyorum.”

“Dil senin için başat bir nokta mıdır? ‘Edebi’ bir dil kurma kaygısı duyar mısın?”

“Hayır, dilin peşine takılan bir yazar değilim. Asıl hikâyeye tutulurum ben yazarken ve ondan da fenası kurgunun cambazlıklarına.”

“Kurgunun cambazlıkları… Bundan biraz bahsedebilir misin? Bir parmak bal çaldın, kavanozu rica edelim…”

“Yazı uzun ve hedefi sürprizli bilinmedik bir yürüyüş benim için. Bir labirente girme heyecanıyla girerim metne… Güdülerimin peşine düşüp koyulduğum bir yolda karşıma çıkacak her şeyin bir anlamı olduğunu düşünürüm. Nereye gideceğini asla kestiremediğim karmakarışık yollara saparım. Doğru noktalarda yön değiştirmek, meseleyi birbirine paralel yollardan akıtmak, bazen aynı yere bazen bambaşka yerlere ulaşmak, sağ gösterip sol vurmak, girilmezlere girmek, çıkılmazlardan çıkmak heyecanlandırır beni. Bir sarmalın içinde yuvarlana yuvarlana, düşe kalka ve aynı zamanda da yüksele yüksele yazdığımı hissederim.”

Remzi Kitap Gazetesi, Ekim 2016

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.