Yazarlık yalnız başına yapılan bir iş; kabul ediyorum. Doğrusu bu ya yazı masasına oturduğum esnada birinin dikizleyen bakışlarını sırtımda hissetsem tuhaf bir ürperti gelir üstüme. Ama yazar arada sırada kafasını yerin altından çıkardığında, kendisine cesaret verecek birilerini de arar.

Sanmayın ki bu ihtiyaç yalnızca ilk kitaplarda, ilk öykülerde hissedilir. Belki de sanat ile zanaatin ayrıldığı yer burası. Hiçbir zaman bir sanatçıyı demirci ustası gibi kendinden emin göremezsiniz. “Usta kalem” falan derler ya, yazarken yine de titrer o kalem. Turgut Uyar’ın “korkulu ustalık” diye tanımladığı durumun da bir gereği belki.

Madem öyle, yazarın cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyduğu o anlarda sırtını sıvazlayarak olsun, omuzlardan tutup sarsarak olsun, ümitsizliğe kapılmasına kim engel olacak?

Yazar, “O karakter orada bunu yapar mı, dilde bir yavanlık mı var bana mı öyle geliyor, konu çok mu sıradan?” gibi türlü türlü soruyla boğuşurken; gerçek düşüncesini gizlemeyecek ama aynı zamanda cesaretini kırmayacak kişi kim?

Yolunu kaybettiğinde doğru soruları sorarak yönünü yeniden tayin etmesine kim yardımcı olacak? Kim, adeta kendi yaratısı üzerinde çalışıyormuşcasına titizlenecek? Ve yine kim önündeki metnin eninde sonunda yazarın eseri olduğunu akılda tutacak; onun kararlarına saygı gösterecek?

Bir başka yazar mı? Yazarın halinden yine yazar anlar, diyebilirsiniz. Tarihte ve günümüzde yazar dostluklarını hatırlarsak hele… Eğer ki belli bir mesafede tutmayı becerirseniz sorun çıkmadan devam edebiliyor bu ilişkiler. Öte yandan o mesafe aşıldığı anda aşk-nefret ilişkisine dönüşme riski de büyük. Bunun neden böyle olduğunu sorgulayıp, yazıklanabiliriz hep birlikte. İnsan denen varlığın zaaflarından, küçük hesaplarından falan dem vurabiliriz; yine de bu, vakit ve yer kaybından başka bir şeye yol açar mı, ondan emin değilim.

Eşimiz, dostumuz ne güne duruyor, diyebilirsiniz. Bu da bir seçenek elbet. Ama orada da benzer sorunların baş göstermeyeceğinin garantisi yok. Bir kere kimsenin yazarlıkla ilgili gizli bir hayali olup olmadığını bilemezsiniz. Bazen o kişinin kendisi bile bilmez bunu. Dolayısıyla bir gün bu arzusunu keşfederse onun adına sevinseniz de ilişkiniz adına üzülmeniz gerekebilir. Çünkü uzun soluklu ve eşit bir dayanışma ilişkisinin kurulduğu örnekler pek az. Bastırılmış bir hayal, çoğunlukla haset olarak geri döner. Böyle bir durumun işaretlerini görürseniz köprüden son çıkışı kullanın derim, ki arkadaşlığınız zarar görmesin. Tersinin de geçerli olduğu durumlar olabilir tabii. Yazar kişi o güne dek kendisine destek olan eşinin, dostunun yazarlığa gönül koymasını hazmedemeyebilir. Buralarda yazarlık benden sorulur diyorsanız yol yakınken ordan da geri dönün.

Diyeceksiniz ki, neden eş dost, arkadaş diye yırtınalım. Gazeteye “editör aranıyor” diye bir ilan verdik mi tamam. Neden olmasın? Sahiden, eğer en başından itibaren metnin oluşum yolculuğuna eşlik eden bir editör bulursanız bana da haber verin. Zira böylesine rastlamak inanın en az ruh ikizinizle karşılaşmak kadar mucizevi. Tek tük örnekleri tenzih ederim ama ülkemizde editörlükten anladığı metin tamamlandıktan sonra cümleleri düzeltmek olanlar çoğunlukta.

Son zamanlarda sayısı artan yazarlık atölyelerinin yolun başındakiler için böyle bir işlevi olması ihtimalini de düşünmüyor değilim. En azından katılımcılar açısından bu arayış anlaşılır. Gelin görün ki buradaki handikap da atölyelerin en az beş altı kişiyle yürütülmesi. Birebir çalışmalar nadiren olabiliyor.

Söylemek bile fazla; edebiyatımızın bu kanayan yarasıyla ilgili bir çözüm üretebilmiş değilim. Bu yazıyı da sektörümüzde var olan bir pozisyon açığından sizleri haberdar etmek için yazıyorum. Etrafınızda kıymetli yazarlar varsa yalnız bırakmayın onları. Hele ki edebiyat aşkı egonuzun önündeyse aranan o kişi siz olabilirsiniz.

Devrik Cümle, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2015

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.