Kadın olmak ve anne olmak üzerine süregelen bir tartışmaya katkı niteliğinde bir kitap geçtiğimiz günlerde Remzi Kitabevi tarafından raflara kondu. Daha önce “Eşik” romanı ile adından söz ettiren yazar Irmak Zileli ikinci romanı “Gözlerini Kaçırma”da pek çok soruyla yüz yüze getiriyor okuru. Annelik kadın olmanın doğal bir sonucu mudur? Annenin doğurduğu yavrusuna olan sevgi, kadın olmanın verdiği bir yeti midir yoksa bir öğreti mi? Kadın doğurduktan sonra bebeğine gerçek bir sevgiyle mi bağlıdır yoksa onu sevmesi gerektiği için mi sever? Yüzleşmesi zor olan soruları hiç çekinmeden soruyor Zileli.

Kitapta üç kuşak kadın anlatılırken anne çocuk arasındaki ilişkinin toplumsal yapıdan nasıl etkilendiği gözler önüne seriliyor. Ana karakter Didem’in anneannesi Kamile Hanım, kızı Hicran ve Didem… Bu üç farklı kuşağa ait kadının annelik görevini nasıl icra ettiklerinin aslında içinde yaşanan dönemde kadınının toplumsal konumu ve bilinç düzeyiyle de iç içe olduğunu güzel bir örgüye yedirmiş yazar. Kadının kocasının isteği ile -ki bu istekler eğitimsiz bireylerde doğrudan ve alenen olurken eğitimli bireylerde daha görünmez olsa da- kendi istençlerinden ve ideallerinden vazgeçtiği bir dönemden, kadının babasız bir çocuk doğurabilecek kadar kendi istençlerine öncelik verdiği bir çağa doğru yol alıyoruz. Yargılamak, haklı veya haksız bulmanın ötesinde tespitlerle yoğruluyor metin ve bir hesap görülüyor yaşamla.

Kadın, yalnızlığını gidermek için mi doğurur

Değişen toplumsal hayat, bu cendereden çıkamayan insanı da değişime sürüklüyor. Özgürlüğün giderek yerini sağlamlaştırdığı, ya da bizim öyle zannettiğimiz günümüz insanının alt metnini karıştırdığımızda özgürlüğün yerine koca bir yalnızlık ile karşılaşıyoruz aslında. Irmak Zileli’nin anlattığı kadınlık hallerinde sorular geliyor o yüzden aklımıza. Romanın ana karakteri Didem hamile kaldığı erkekten habersiz çocuk doğurmaya karar verir ve bununla beraber yaşanacak olası tüm zorluklara göğüs germeye hazırdır. Peki Didem’in böyle bir karar almasındaki etken nedir? Kadının bebek yapma arzusundaki sebep yalnızlığını giderme çabası mıdır?

Kitap yalnızca annelik deneyimini değil genç bir kadının erkeklerle ilişkilerinden yola çıkarak kadın erkek ilişkisine dair de birçok saptamada bulunuyor. Irmak Zileli bir kadının cinsel arzularını ve isteklerini hiç çekinmeden ifade ediyor. Kitap bu anlamda bir kadın karakterin cinsel deneyimlerini ve cinsel heyecanını aktarması bakımından oldukça vurgulu. Hatta çoğu yazarın hayatının herhangi bir döneminde verdiği bir eseriyle kırmaya çalıştığı kişisel tabu yıkıcılık denemesi gibi bir kendini romanda çekincesizliğe hazırlama olarak da algılanabilir.

Irmak Zileli “Gözlerini Kaçırma”da yarattığı karakterle kadının iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi ve şehirli kadının çelişkilerini aktarıyor. Aile yaşantısının ve yetiştirilme tarzının bıraktığı derin izler bir kadının hayatını ne denli etkiliyor, açık seçik görmek mümkün. Yaşadığımız toplumda tek başına çocuk doğurmak ve yetiştirmek ne anlama geliyor sorusunun izinde ilerliyoruz.

Öyküde Zileli izleri 

Yine de romanın asıl tartışmasının bu olmadığını söyleyelim. Kitap başında da belirttiğimiz gibi ve kitabın tanıtımlarında da tekrar tekrar söylendiği gibi ‘annelik miti’ni sorguluyor. Bir kadının annelikle ilgili travmaları masaya yatırılmış. Gerçekten de anne olmak, yani içinizden çıkan bir canlıyı, hem de sizsiz hayatta kalması mümkün olmayan bir canlıyı dünyaya getirmek ne denli doğal? Bu büyük sorumluluk kadının psikolojisini nasıl etkiler, enine boyuna tartışılmış. Okurken ister istemez bu metnin ancak anneliği deneyim etmiş biri tarafından kaleme alınmış olabileceğini düşünüyorsunuz. Bununla beraber bu tecrübelerin doğrudan Zileli’nin tecrübeleri olabileceği ihtimali geliyor aklınıza. Irmak Zileli’nin ilk kitabı “Eşik” de kendi hayatından izler taşıyordu. Söyleşilerinde “bu kitabımda otobiyografik malzeme var” demişti. Bu kitapta da otobiyografik malzeme olduğu fikri akla geliyor. Bir eserin otobiyografik öge taşıması elbet ve tabii normaldir.  Ancak daha önceki kitabında da kendini fazlasıyla hissettiren yazar tekrar aynı yönelime girdiğinde, okur yazarı fazlaca hikayenin içinde gördüğünde bu bir süre sonra rahatsız edici oluyor, bunu da belirtmekte fayda var.

Kadının doğum öncesi ve sonrası birtakım sorgulamalar yapması ve kendiyle yüzleşmesi kaçınılmaz kuşkusuz. Bu sorgulamaları romanına yansıtırken yazarın psikoloji üzerine ciddi çalışmalar yaptığı anlaşılıyor. Doğum ardından yaşanan travmalar bilimsel olgulardan yola çıkarak ele alınmış belli ki. Sadece ana karakter Didem’in değil birçok başka karakterin de annelik tecrübelerine tanıklık ediyoruz.

Bundan önceki romanında Türkiye’de yaşayan bir aile üzerinden Türkiye’nin yakın siyasi tarihini ele alan, bununla da kalmayıp dünya dengelerine de göndermeler yapan Zileli bu kitabında neden bir şehirli kadının bireysel deneyimleriyle yetinmekle kalmıştır, merak ediyoruz. Roman tür olarak tabii ki bireyin iç dünyasıyla ilgilenir. Ama bunu yaparken iç çelişkileri bir toplumsal bağlama oturtursa derinlik kazanır. Karakterin iç dünyasına dair çok şey öğrendiğimiz ama onu bu noktaya getiren topluma ve koşullara dair pek bir şey öğrenemediğimiz bir roman olmuş “Gözlerini Kaçırma”.

Doğurganlık neden sorgulanır oldu

Kadının, anne olmayı bu denli sorgular hale gelmesine ne sebep olmuştur? Doğurganlık kadının doğasında olduğuna göre doğum olayı günümüz kadınında neden bu kadar büyük yaralar açmaktadır?Anne ile yavru arasındaki bağ, doğadaki en temel bileşenlerden biri olduğu halde bu bağ neden bir o kadar da gerilmeye ve sorgulanmaya açıktır? Bu soruların yanıtı kitapta ‘kısmen’ var. Fakat bir okur olarak doyurucu cevaplar alamadığımızı belirtelim.

Zileli’nin kullandığı dil günümüz genç edebiyatçılarında rastlanmayacak kadar titizlikle işlenmiş. Anlatım tekniği, ana karaktere ‘sen’ diye hitap ederek okuru hikayenin içine çekmesi romanın başarılarından. Yine kelime oyunları ve iddialı benzetmeler kitabın zenginliği. Irmak Zileli Türkçemiz açısından çok büyük bir şans ve edebiyatımızın geleceği açısından da bir hayli umut ve mutluluk verici bir yazar.

Ve yazıyı bitirirken “Gözlerini Kaçırma”dan aklıma çivi gibi saplanan o cümleyi kuralım:

“Rağmen, edatlar içine en devrimci olanı! Hiçbir şeyi göze almayan hiçbir şeyi değiştiremez.”

Duygu Karan, Aydınlık Kitap Eki, 18 Temmuz 2014

 

 

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.