Irmak Zileli’nin ikinci kitabı “Gözlerini Kaçırma”yı bitirdiğimde epey sarsıldım.

Irmak Zileli bu seferki romanında ataerkil dünyanın yarattığı kadın modelinin kadın zihnindeki izdüşümlerini sorgulamış. Her kadın anne doğar, her kadın doğurmalı, yaşama amacın çocuk… vb tüm basmakalıp yargıları babasız çocuk doğuran Didem’in hikayesi ile ters yüz etmiş.
Irmak’ın ilk romanında da gördüğümüz kafa sesleri yoluyla hikaye anlatma yolunu beğeniyorum, bu kitapta da benzer bir yol izlemiş. Eşik’ten farklı olarak burada tek bir ses var; zaman zaman akışı zorlamış ancak sonunda okuyucuyu güneşe çıkarıyor.
Bütün roman Didem’in zihninde geçiyor, kendini suçlayan iç sesi anlatıyor bize tüm hikayeyi… Didem’in kızını gerçekten sevip sevmediğini sorguladığı hatta belki bir an gelse onu öldürebileceğini fark ettiği anda, tam da bu anda Irmak, ataerkil düzeni saçından tutup çeviriyor; “Bak gözlerini kaçırma, yaptığın her şey bir kadın zihninde böyle dönüyor işte!” diyor.
Beyaz yakalı kadınların iş hayatında var olamama, sırf oyunun kuralına uymak için evlenmek ve çocuk doğurmak sarmalında yaşadıkları kaosu; bu sistemi reddeden kadınlara yansıtma ve onlara psikolojik baskı yapma yöntemleri kitaptaki yan karakterlerle çok detaylı ve iyi aktarılmış. Dostça yaklaşan, destek olan, hediyeler getiren ve sürekli kendi sorunlarından bahseden kadınların yüzeysel dostlukları, romanın karamanı Didem’i takdir eder gibi görünen aşağılama dolu sözleri ile hepsi hemen her gün rastladığımız kanlı canlı iş kadınları.
Romanın en çekici ve aynı zamanda çarpıcı yanı, karakterlerin canlı olması. Mutlak iyi ya da mutlak kötü değiller, çelişkileri var, iyilikleri var, yerli yersiz batırdıkları tırnakları var… Anneanne Kamile Hanım’dan tutun (ki bence romanın en mistik karakteri) da iş yerindeki Özlem’e kadar hepsi sahici kadınlar.
Kadın zihni karmaşıktır, sevgi, nefret, şefkat, iğrenme, tutku, şehvet, şuçlama ve pişmanlıkla doludur. Yaptığı her hareket, aldığı her karar bu duygular arasında gider gelir.
Nefretini bastırır, şehvetini bastırır , tutkusunu bastırır… Öyle ya anne doğar her kadın, annedir ya kadın(şu an ya da muğlak bir gelecekte hiç fark etmez) yapamaz öyle norm dışı şeyler! Romanın cinsellik içeren bölümleri bile kendi içinde devrim sayılabilir, kadın yazarların bunları yazması bile bu devirde hala bıyık altından bir alayla ya da ayıplamayla karşılanıyor.
Irmak’ın edebiyatla ilişkisini seviyorum; yazmayı kutsallaştırmıyor, nefes alma sebebi olarak idealize etmiyor daha önemlisi edebiyatı bir iç dökmeye çevirmiyor-iç hesaplaşmaları var evet ama bunu odağını genişleterek yapmaya çalışıyor.
Irmak Zileli’yi ilk okuduğum günden beri diyorum; Irmak iyi bir romancı. Eşik’ten atlamış şimdi bizleri yeni eşiklere götürüyor ama aşağı itmiyor, yeni bir yola çıkarıyor….
Ceren Candemir, http://www.viralmecmua.com/, 14 Mayıs 2014
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.