Tezer Özlü, “Çehov’un ‘Vişne Bahçesi’ günümüzde yazılan tiyatro oyunlarından daha güncel,” diyor 1982’de yazdığı bir yazıda. O yazıdaki bağlamından bağımsız olarak okunabilecek güçlü bir cümle bu. Gücü biraz da, bugünkü kimi tartışmalara ışık tutabilmesinde. Yani Tezer Özlü’nün cümlesi de güncel.

Yazı, yeni tiyatro metinlerinin oynanmamasından ve klasik eserlerin yeniden yorumlanmasının ötesine geçilmeyişinden şikâyet ediyor. Belki de var olan tiyatro oyunları o denli niteliksiz ki, dönüp dolaşıp eski metinleri yeniden yorumladığımızı düşündürüyor. Öte yandan bu, bir tek yeninin zayıflığından değil, eskinin gücünden de kaynaklanıyor olmalı ki, Özlü o cümleyi kuruyor; Çehov’un oyunu daha güncel. Yani bugünün ihtiyacına hâlâ yanıt veriyor.

Bugünse ister tiyatro metni, ister roman olsun, edebiyat eserlerinde “günceli yakalamak” diye bir çaba var. Gündeme gelmek için bu tür bir kaygıyla yazanların az olmadığı bir gerçek. Ama ben ister istemez şunu merak ediyorum, Çehov acaba “Vişne Bahçesi”ni yazarken böyle bir kaygı duymuş mudur?

Sanatçının yaşadığı çağın meseleleriyle ilgili olmasından, bu meseleleri dert edinmesinden daha doğal bir şey yok. Zaten eğer böyle dertleriniz varsa eseriniz bundan kendiliğinden etkilenecektir. Bugün benim ısrarla “konjonktürel romanlar” olarak tanımladığım eserlerin yaratım sürecinde ise böyle bir kendiliğindenlik olduğunu sanmıyorum. Bunlar daha çok toplumun gündeminde olan bir konuyu “işleyerek” görünür olma çabasının ürünü eserler.

Bir metni sanat eseri haline getirecek başat iki olgu var. Biri estetik ölçütlerle nitelikli olması, yani okura haz vermesi; öteki de güncel bağları olsa da, bu güncelliği felsefi düzlemde derinleştirebilmesi. Gündelik kalmaması.

İşte bana öyle geliyor ki, Çehov’un eserini hâlâ güncel kılan da tam olarak bu derinleşebilme başarısı. Aksi halde Çehov’un hâlâ güncel olmasının nedeni olarak toplumların 100 yıldır hiç değişmeyip aynı kaldığını söylememiz gerekir.

Çehov, kuşkusuz yaşadığı çağın meseleleriyle ilgili bir sanatçıydı. Ancak bu ilgisini bir esere yansıtırken herkesten farklı bir düzlemde ele aldı. Sık sık dile getirilen bir konudur, sanatçılar yaşadıkları çağda anlaşılmazlar. Yaratıcısı öldükten çok sonra değeri anlaşılan yapıtların sayısı hiç az değildir. Demek ki aslında bugün bize “hâlâ güncel” gelen pek çok yapıt, yaratıldığı dönemde hiç de güncel olmayabilir. En azından güncel olsa bile o güncelliği, günün egemen anlayışıyla ele almamışlardır. Aynı şekilde, çağının meselelerini, çağın kalıpları içinde kalarak ve derinleşmeden ele alanlar da hızla eskimiştir. Ne kadar o dönemde “anlaşılmış” olurlarsa olsunlar, bugün isimleri bile hatırlanmıyordur. Çehov’un bugün bize güncel gelen “Vişne Bahçesi”, yaratıldığı çağın anlayışıyla ne derece bağdaşabildi bilmiyorum ama yazarın böyle bir kaygısı olmadığından kuşkum yok. O kaygıyla üretilen herhangi bir yapıtın meselelerini felsefeyle derinleştirmekle uğraşmaya ihtiyacı olacağını düşünmüyorum.

Peki Çehov ve benzerlerinin eserlerini yaratma sürecindeki temel “kaygıları” neydi? Nasıl oldu da her zaman güncel kalacak yapıtlar ortaya koymaları için ihtiyaçları olan “derinleşme çabasını” gösterebildiler?

Yanıtı yine Tezer Özlü’nün Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yazılarının derlemesi “Yeryüzüne Dayanabilmek” isimli kitapta buldum. Özlü’nün yönetmen Rainer Werner Fassbinder’le yaptığı söyleşisinde, Fassbinder’in “izleyiciye ayak uydurmak değil, meydan okumaktan yana” olduğunu ifade eden sözlerinde… Bu cümleyi farklı şekilde yeniden kurabiliriz. Pekâlâ, “Sanatçı, güne ayak uydurmak değil, meydan okumaktan yanadır ve o meydan okuma sayesinde yarına kalır,” diyebiliriz.

Devrik Cümle, Remzi Kitap Gazetesi, Şubat 2014

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.