“Oyunculuk görüntü vermek değildir!”

Nevra Serezli, dertliydi. Genç kuşağın onun kuşağından hiçbir şey almadığını, almaya çalışmadığını anlattı. Öğrenmeye kapalı olma halini, kibiri yerden yere vurdu. Kendisi böyle öğrenmemişti çünkü. Usta oyunculardan öğrendiği onca şey sayesinde Nevra Serezli olduğunu kabul ediyordu açık yüreklilikle… Tarihi kendinden menkul sanma hastalığı öyle görünüyor ki her alana bulaşmış… Serezli, bu hastalıkla mücadele etmenin yollarını arar gibiydi. O yüzden söyleşimizi hemen kabul etti ve anlattı, anlattı… Vaktimiz ve yerimiz olsa eminim ki, daha da anlatırdı…

Başkalarının yarattığı eseri biz ortaya çıkarıyoruz, dolayısıyla bizimki tam bir yaratıcılık değil diyorsunuz, Mustafa Alabora da geçen sayılardaki bir röportajımızda demişti ki “oyun yazarı olmadan tiyatro sanat olmaz, tiyatroyu sanat yapan oyun yazarıdır”…

Aynı fikirdeymişiz demek ki. Çünkü aynı kafada, aynı devirde yetişmiş insanlarız. Sanatçı diye takdim edildiğim zaman da utanıyorum ben. Sanatçı sıfırdan yaratan bir ressam, bir heykeltıraş, bir şarkı sözü yazarı, bir bestecidir. Ama biz başkasının hayal ettiği, yarattığı bir dünyayı en iyi şekilde icra etmeye çalışan insanlarız. O yüzden mesela konuşmacı olur musunuz gibi tekliflere şöyle yanıt veriyorum; ben yazılmış text’i iyi ezberleyip oynayabilen kişiyim, ben kendim bir şey anlatamam. Onlar da şaşırırlar. Ama tabii her oyuncunun içinde ayrıca tiyatro eseri yazabilme yeteneği olabilir. Yönetmenlik de aynı şey. Belli bir dekor hayal ediyorsunuz, belli oyuncular hayal ediyorsunuz, sizin hayalinizdeki sahneyi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz, bizleri de piyon olarak kullanıyorsunuz. Bana da bir vazife veriliyor, diyelim kahveyi getiren kadın rolü veriliyor, ben kahveyi en iyi nasıl getiririm diye düşünüyorum, başarılı olursam ne güzel kahve getirdi deniliyor. 40 senedir yaptığımız bu. Öte yandan, bir şeyi sıfırdan yaratmıyoruz ama gene de bir yerde yaratıyoruz. Mesela ben bir rolü başka türlü ele alıyorum, siz başka türlü. Bunun en güzel örneği Hamlet’tir. Dünyanın her yerinde Hamlet oynanır, her Hamlet yorumlayan kendi kişiliğiyle başka bir hamlet oynar. Ama hep aynı sözleri söyler, olmak ya da olmamak’ı söyler. İçinizden gelen bir şeyi ortaya koyarsınız…

İçinizden gelen bir şeyi koymak dediniz, bence bu çok önemli. Yaratıcılıksa bu belki…

Evet ama işte çok az bir kısmı oluyor. Çünkü oyun oynadığınız zaman tiyatro oyununun sözlerinin dışına çıkamıyorsunuz bir kere. En son oynadığım oyunda Londra’da oynayan dünyaca meşhur Amerikalının oynadığı rol ile benim aynı kadını Türkiye’de ele alışım çok farklı oldu. İki farklı Lili gördük sahnede. Benim bir Türk olarak o kadına bakış açımla Amerikalının ya da İngilizin  o kadına bakışı tabii ki farklı olacak. Çünkü mesela ben, Türklüğümden gelen bir şekille çok daha duygusal aldım olayı ele. O daha soğuk, daha nötr aldı birtakım lafları.

Bir role hazırlanırken hem içinize bakıyorsunuz, hem de kültürümüze öyle mi?

Onu göz ardı etmek mümkün değil. Amerikalı bile oynasan bir Türklüğün var. Duygusallık, anaçlık… Eğer text’te buna zıt bir şey yazılmamışsa, o anaçlığı oraya katmak hoş olabiliyor. Bu, iki dakikada olmuyor. En azından bir aylık bir süreçte bir piyes sahneye konuluyorsa inanır mısınız şu koltukta her gece oturup onu düşünüyorsun. Kocanla tartışıyorsun, oğlunla, oyuncularla tartışıyorsun. Hayır, deniliyor. Hayır denilince gece eve geliyorsun niye hayır denildi diye düşünüyorsun, neresi yanlıştı… O kadar süzgeçten geçen bir süreç ki… Benim için en güzel süreç bu. Sahneye çıkmaktan daha güzel.

Bir keşif var belki…

Keşif… Bu. Zaten text elime geldiği zaman, ilk okuduğum anda ne hissetimse son günde de aynı şeyi hissederim. Yüzde 80 yanılmam. O duyguyu ben ilk okumada bulurum. Çok hoşlandım bunu böyle oynamalı derim. Sonra üstünde detay detay çalışırım. Bir gün kostümünü düşünürüm, bir gün saçı nasıl olmalı diye. Bir gün bu sahnedeki etkisi neydi acaba… Biraz Nevra’yı katarsın, biraz anılarındaki bir şeyi katarsın. Yok o olmaz dersin, o çok alaturka, hayır onu geç. Eğer Türk piyesi ise daha yakın… İngiliz, Amerikalı, Fransız oynuyorsan Dostoyevski okumuş olman gerekir, Gogol okumuş olman gerekir, Ibsen, Molière okumuş olman gerekir… İşte o yüzden sanatçılık, oyunculuk sadece bir ekrana çıkma, bir görüntü verme değil. Dostoyevski’yi, Shakespeare’i, Ibsen’i, ve Marguerite Duras’yı ve Jean Paul Sartre’ı bilmen lazım ki sen oyuncu olabilesin! Şahane züğürtler diye bir piyes oynadım, Rusya’dan kaçan, Paris’e yerleşen ve züğürt kalan bir kontesi oynuyorum, o Rus’u görmeliyim orada. O filmler, o karlı dağlar, onları şöyle bir kafandan geçiriyorsun. Artık mütevazı olmayacak yaştayım diye düşünüyorum, o piyesi oynadığım zaman bir çok oradan gelmiş insan bana dünyanın en güzel komplimanlarını şöyle yaptı, sahnede bir Rus prensesi gördük! Ben Rusya’da mı yaşadım, ben bir prenses miyim? Okuduklarını, izlediklerini harmanlıyorsun ve orada kendine bir vücut dili buluyorsun. Türk ile İngilizin bacak bacak üstüne atışı farklı, bu kadar basit. Metin’in çok önemli bir lafı vardır, sorarlar oyuncu olmak istiyoruz ne yapmalıyız, önce okul der. “Ama ille konservatuvar demiyorum, bir üniversite diploması, yani genel kültür ve genel bilginizin olması lazım. O olmazsa dünyanın en büyük kabiliyeti olsa onu sahneye taşıyamaz.” Benim oğlum mimarlık okudu, şimdi oyunculuk yapıyor, ne faydası var mimarlığın ona? Çok faydası var. Bazı şeylerde onu görüyor, o matematiği yakalıyor. Benim bir hocam vardı, oyun ve provalar sırasında beni odasına çağırırdı, bana havadan sudan, Shakespeare’den, başına gelen bir olaydan, bir sahne koyuştan, devamlı anlatırdı. Benim konservatuvarım odur. Haldun da böyle yetiştirir talebelerini. Oturur çay partileri vs. derken, müzikallerden bahseder, Yeal Üniversitesi’ndeki dersten bahseder, o gencecik çocukların kulakları mır mır mır dolar. Günün birinde bir müzikalden, bir kitaptan, bir rejisörden konuşulurken ortaya çıkar bu bilgiler. Bugün oyuncu koçu dedikleri o şey var ya, oyuncu koçunun gelip oyuncuya sen burada ağla, gözünden iki yaş düşsün, burada bir kahkaha at, diyaframını kullan, deyip oynatmak benim çok gücüme gidiyor. Kötü mü oynuyorlar, hayır çok da iyi oynayanlar var, hatta bazı dizilerde helal olsun herkes iyi oynuyor diyorum, o ayrı konu. Ama bazı oyunculukları sadece resim çektirmek olarak görüyorum. Şimdi öyle bir yaşa geldim ki kıskançlık yapmış olamam, çünkü benim yaşımda zaten beş kişi falan var. Genç yaşta bunları kolay söyleyemezsiniz, kıskanıyor mu diye düşünülür, Türkiye’de ilk akla gelen odur.

Belli bir yaşa geldikten sonra gençlere ve yeni işlere kendini kapatanlar var. Sizde böyle oldu mu?

Hayır, tam tersi. Gençler bana hiçbir şey sormuyor, benden reaksiyon beklemiyor diye üzülüyorum. İki talebe gelse sizle konuşmak istiyoruz dese ne kadar mutlu olurum paylaşmaktan. Ben Dormen Tiyatrosu’na 66’da girdiğim zaman, Nisa Serezli, Metin Serezli, Erol Günaydın, Erol Keskin, Suna Keskin, Turgut Boralı, Haldun Dormen, hepsinin cup diye ortasına düştüm. En küçük sorumda Erol Keskin anlatırdı, Haldun anlatırdı… Ben ambale olurdum, bombardıman gibi. Metin Akpınar-Zeki Alasya’nın Devekuşu Kabere’sine düştüm, bu kez onlar bombardımana tuttu… İsimli bir tiyatrocuydum o zaman ama hep almaya çalıştım.

Genç kuşağa deneyimlerinizi aktarabiliyor musunuz, dizilerde hep birliktesiniz mesela…

Alan da var almayan da var. Ama maalesef almayanlar çoğunlukta. Ukalalık yapmak istiyorum bazen onu bile kabul etmeyen var. Ukalalığımı kabul et bari diyorum. Dersi değil de ukalalığı kabul et. Meryl Streep daha iki sene önce röportajında dinledim, bir role hazırlanırken elim ayağım titredi diye anlatıyordu. Düşünebiliyor musunuz? Daha bir dizide ilk rolünü oynayan havaya giriyor. Dormen bize durmadan kitaplar önerirdi, birimize önerdiğini öbür hafta alır ötekine verirdi, sürekli kontrol ederdi. Biz böyle yetiştik. Genç nesil bunu örnek almalı… Benim oyunumu izlemeli, başka oyunları da izlemeli.

Neden üzülüyorum biliyor musun, genç oyuncuya hangi oyunlara gittin diye soruyorum, hiç vaktim yok gidemedim demiyor mu! Bir galaya gelmesini, dekolte yapıp sinema galasına gitmeyi, orada şakır şakır fotoğraf çektirmesini biliyor ama.

CBRL Dergisi, 2012

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.