Daha önce biri araştırma diğeri söyleşi olmak üzere iki kitabı bulunan Irmak Zileli’nin ilk romanı “Eşik”, Yunus Nadi Ödülü’ne layık görüldü. Bir anlamda edebiyat dünyasına kendini kabul ettirerek en zorlu eşiği de atlamış oldu. Bir 12 Eylül romanı olan Eşik’te, siyasi olaylardan çok, siyasi olayların insanlar üzerindeki esintisi anlatılıyor. Irmak Zileli ile hem romanını hem de edebiyatı konuştuk…

İlk romanda böyle prestijli bir ödül gelince, eşik de yükseldi… Beklendiler yükseldi..

Tabi sorumluluk arttı. Şöyle bir tarafı da var işin. Sadece iyi olana yapma kaygısı değil, şimdi siz bir şey ortaya koydunuz ve bu beğenildi. ‘Bu beğenildi, ben bunun aynısını yapayım’ deme riskiniz var. Bu da en büyük tehlike. Bir arkadaşım bana demişti ki; ‘Romanda bir yeri çok beğendim ama nereyi beğendiğimi sana söylemeyeceğim çünkü bir dahakinde kendini taklit etmeye başlarsın’ dedi. Çok haklıydı. Şimdi ben tabi işin o tarafıyla mücadele etmeye çalışıyorum. Şimdi yeni roman için benim oradan kopmam ve yeni bir şey yapmam gerekiyor. Beğenildikçe, hele bir de Yunus Nadi Ödülü alınca insan ister istemez acaba ben bu beklentiyi karşılayabilecek miyim? Yazarın üslubu bir yana – her hikayenin kendine ait bir biçimi, kendine ait bir dili üslubu olmak zorunda. Ben şimdi kendi içimde bunların sorularıyla boğuşuyorum. Böyle bir ödülü almanın hem sevinçli, hem de tedirgin edici bir durum olduğu kesin. 

Eşik imgesi de çok fazla…

Bir kere tek kelimelik isimleri seviyorum. Bir de dediğiniz gibi eşik imgesi çok fazla. Ve bu romanın insanları çok çeşitli yerlere götürebilmesini önemsiyorum. Bir romandaki roman karakteri değişim yaşamıyorsa o roman biraz eksik gelir bana. Yani gerçek hayatta hepimiz nasıl değişiyoruz, roman karakteri de değişiyor. Bir roman, roman karakterinin değişebilmesini verebiliyorsa bir roman o insanın ruhundaki dönüşümleri, değişimleri, eşikleri iyi verebiliyor demektir. Romanda hep bir değişim var. Eşik romanında da hep bir değişim var. O değişimi anlatabilmek istedim.

Marx’a göre insan bilincini çevre belirliyor. Kitaptan bir alıntı bu. Edebiyatın bilinç yaratmadaki etkisi, dönüştürücü etkisi nedir?

Aslında bütün sanat dallarının dönüştürücü etkisi mutlaka var. Genel olarak edebiyatın dönüştürücü etkisi mutlaka var ama tabi bu da genel olarak edebiyat örgütlü bir kurum olmadığı için herkes kendi penceresinden bir şeyleri değiştirip, dönüştürüyor. Edebiyatın dönüştürücü etkisi daha çeşitli. Ama her romanın tek başına her okuyanda mutlaka dönüştürücü bir etkisi var. Ve bu etkiyle birlikte bir toplumun bir parçası olmuş oluyorsunuz.

İYİ BİR ROMAN İNSANI ANLAMAYI SAĞLAR

Edebiyat insandaki köşeleri, keskinlikleri de törpülüyor sanıyorum.

Mutlaka. Çünkü galibe edebiyat insanın doğasına en yakın sanat. Çünkü o insanı çelişkileri ile birlikte veriyorsunuz. Keskin doğrularımız olamaz, eğer bir roman, bir öykü yazıyorsanız. Diyelim ben bir yazar olarak karakterimi keskin bir bakış açısıyla yargılamaya kalkarsam o karakteri gerçekçi bir şekilde anlatamam. Ne kadar onun iç dünyasındaki çelişkileri yansıtabilirsem o karakter o kadar ete kemiğe bürünür, o kadar insan olur. Öteki türlü idealize edilmiş tipler yaratmaya başlarız. E okuyan açısından baktığımızda okur o karakterle kendini tanır o insanı okurken. Yani, insan bir karakteri okurken kendini tanıyor. Ya da etrafını görmeye başlıyor. Bu da, hem kendisini, hem etrafını daha esnek daha anlayarak bakmayı sağlıyor. Aslına bakarsanız amaç insanı tanımak. İyi bir roman insanı çok iyi anlatır, iyi bir roman insanı anlamak için çok iyi bir araçtır. Kötü bir romansa insanı anlamamak için çok iyi bir araçtır.

Derya Sazak’a yazmış olduğunuz bir mektup vardı ve o mektupta anı kitaplarına hiç güvenmediğinizi, size dedikoduyu çağrıştırdığını söylemiştiniz.

Şu hataya çok düşülüyor, bir anı kitabı okuduğunuz zaman sanki orada yazılanlar aynen birebir yaşanmıştır gibi algılanıp bunun üzerinden o olayın muhataplarıyla ilgili çeşitli değerlendirmeler yapılabiliyor. Ben bunu şuna benzetiyorum, siz bana bir arkadaşınızla ilgili o arkadaşınızı alıp yargılıyorum. Ve onunla ilgili bir fikir oluşturuyorum. Mutlaka sizin anlatımlarınızın bir önemi vardır ama sizin anlattıklarınız tek başına bana o kişi hakkında tüm gerçeği veremez. Bir anı kitabı bir kişinin kendi yaşadığı olaya yaklaşımıyla ilgili bir fikir verebilir ama o olayın gerçeğini olduğu gibi yansıttığı anlamına gelmez. Anı anlatmanın çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. 

“HER YAZMA EYLEMİ BERABERİNDE YÜZLEŞMEYİ DE GETİRİYOR”

Yazı yazmak cesur bir adımdır diyor roman karakteriniz. Ne de olsa arkanızda delil bırakıyorsunuz.

Yazmak cesur bir adım bir de şöyle bir tarafı var işin; sonuçta kendinizi ortaya koyuyorsunuz. Bu roman karakterinin siz olmanızla, olmamanızla ilgili bir şey değil. Bir kere zaten her roman karakterinde siz bir parça varsınız. En azından bir oyuncu gibi onun kılığınız girdiğinizi var sayalım o sarıda bir etkileşim oluyor aranızda. Yazarken bir anlamda kendimi de keşfetmiş oluyorum. Dolayı ise kendimi keşfederken, okura da kendimi keşfettirmiş oluyorum. Burada ya artistlik yaparak bundan kendinizi koruyabilirsiniz, – o zaman ortaya iyi bir eser çıkar mı çok emin değilim- ya da gerçekten bütün sahiciliğinizle yapacaksınız bunu. Bunu kimler okuyacak diye hesap etmeden yaptığınız zaman, o zaman sadece yazıyla başbaşa kalırsanız o sahiciliği yakalayabiliyorsunuz. 

Politik bir ailenin çocuğusunuz ve Eşik bir 12 Eylül romanı. Baba Gün Zileli, dayı Doğu Perinçek olunca, romandaki otobiyografik ögeler ne kadar sorusu da farz oluyor…

Bu otobiyografik malzemeyi kullanarak yazılmış bir roman ama bir roman sonuç itibari ile. Yaşadığım bir sürü şey var içinde. Bu aslında hem kolaylık hem zorluk. Kolaylık sağladı çünkü ilk kez roman yazıyordum ve hikayenin daha ayrıntılarıyla uydurulması faslından kurtulmuş oldum. Zor tarafı da şu, evet bu bir otobiyografik malzeme tamam. Diyelim ki, Eylül bir zamanlar bendim. Ama ben Eylül olmaktan çıktım yazarken, romanın yazarı oldum. Sonra, Eylül’ü iyi anlatabilmek için tekrar Eylül’ün kimliğine bürünerek yazmam gerekti. Ama bu bir mesafe koymamı sağladı. Aslında her yazma eylemi bir şeylerle yüzleşmeyi de beraberinde getiriyor. 

Ümran Avcı, Gazete Haber Türk, 18 Haziran 2012

 

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.