Dönem mi acımasızdı, insanlar mı?

FİGEN YANIK

İsim değiştirme oyunları, siyasi tartışmalar, cezaevi ziyaretleri, evden eve taşınmalar… Edebiyat eleştirmeni Irmak Zileli’nin ilk romanı Eşik, tüm bu dalgalanmaları yaşarken, kendi varoluş mücadelesini veren genç bir kızın hikayesini anlatıyor

Eylül, sol hareketin içine doğan bir kız çocuğu. Aile üyelerine uzak olmayan cezaevi koşulları, duruşmalar, babasıyla dayısı arasındaki tartışmalar, isim değiştirerek yaşamak zorunda kalan anne-baba öyküleri, kaç göçler ve babasının başka bir ülkeye siyasi sığınma talebinde bulunmasına kadarki sürecin tanığı… Remzi Kitap gazetesinin editörlüğünü yapan, kitap eleştirileri yazan Irmak Zileli, Eşik adlı ilk romanında, adını geçirmemeye özen gösterse de 12 Mart ve 12 Eylül’ün izlerini taşıyan bir ailenin yaşadığı zorlukları, Eylül’ün gözünden yansıtıyor. Aydınlık hareketinin kurucu isimlerinden Gün Zileli’nin kızı, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in de yeğeni olan Zileli, “Otobiyografik bir malzeyi kullanarak, otobiyografik olmayan bir roman yazdım,” diyor.

– Neden öykü, anı ya da başka bir tür değil de roman?
– Ben roman okumayı seviyorum. Hayalimde de hep bir gün roman yazmak vardı. Zaten edebiyatın dışında da değilim, kitap eleştirileri, özellikle de roman eleştirileri kaleme alıyorum. Yazma isteği de çok baskındı. Dolayısıyla bir gün mutlaka bu yazılacaktı. Anı roman değil, çünkü ben bu romanı anılarımı anlatmak için yazmadım.

YANI BAŞIMDA DURAN HİKAYEYİ YAZDIM
– Yine de roman kahramanı Eylül’ün siyasetin içinde olan anne, baba, dayı, yenge gibi aile üyeleri sizin ailenizle birebir benzerlikler taşıyor…
– Evet. Ben bir otobiyografik malzemeyi kullanarak, otobiyografik olmayan bir roman yazdım.

– Türkiye’nin son 40 yılında sol siyasi hareketin içindeki bir aileye mensup olmanız da çok sayıda roman yazabilecek malzeme sağlamış olmalı. Birkaç roman çalışması arasından ilk bunu mu yayımladınız?
– Hayır, tek roman çalışmam bu. Herkesin hayatında roman olabilecek öğeler vardır. Ben roman yazmak için etrafıma hep bir hikaye arayarak bakıyordum. Sonra etrafıma bakınmak yerine, hemen yanı başımda duran hikayeyi anlatmam gerektiğini gördüm. Bu hikayeyi anlatmadan başka hikayeler yazamazdım. Kendi hikayemden yola çıkarak yeni bir kurgu ortaya çıkarttım, işledim, yazdım.

– Cezaevi koşulları, yeni evli ve çocuklu bir karı kocanın isim değiştirip kimliklerini gizleyerek verdikleri yaşam mücadelesi, baba ve dayı arasındaki siyasi tartışmalar ve bolca gerilim… Hikaye sizin de yakın çevrenizin hikayesi olduğu için yazdıktan sonra bir yükten de kurtulma hissi oldu mu?
– Bu romanı bir yazar olarak yazdım. Kendi içimde hesaplaşmamı tamamlayayım da kurtulayım diye, içimi dökmek için yazmadım. Marcel Proust’un da söylediği gibi, buradaki hikaye başkalarının hikayeleriyle kesişiyor, başkaları da kendilerine ait bir şeyler bulacaklar diye düşündüm. Elbette her romancı yazarken hesaplaşmalar, çeşitli dönüşümler yaşar, rahatlar.

ROMANDA EVRENSEL TEMALAR VAR
– Romanın ilk bölümü, aynı sol hareket içindeki iki arkadaştan lider konumunda olanın, kızkardeşinin ilk doğumuna izin vermeyerek kürtaj yapmasını istemesiyle başlıyor. Aydınlık hareketinin kurucu isimlerinden babanız Gün Zileli de anılarında dayınız Doğu Perinçek’in annenizin ilk hamileliğinde kürtaj yapmasını istediğini, yazmıştı.
– Dünya üzerinde binlerce kürtaj hikayesi var. Ama bu roman Eylül’ün hayatı. Burada yazılanlar isterse satır satır otobiyografik olsun, bu roman çıktıktan sonra Irmak Zileli ile ilgisi kalmaz.

Sizi ve ailenizi tanıyanlar, özellikle yakın politik ortamı iyi bilenler romanı okurken mutlaka bu paralel bağlantıları da kuracaktır. Bunda yadırganacak bir durum var mı?
– Belki Irmak Zileli’nin hayatı gibi okuyacak okurlar da vardır, ama onlar için söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Çünkü ben romanı yazdım ve artık dolaşıma sundum. Bundan sonrası okurla roman arasında.

– Roman 70’li yıllarda siyasi mahkumların hapishane ortamından, 80’i hazırlayan koşullar ve darbe sonrasında dayatılan baskıları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Bir 12 Eylül romanı diyebilir miyiz?
– Siz bir dönem romanı dediniz ama başkası şöyle yorumlayabilir: Bir kere bile 12 Eylül’ün adı geçmiyor bu romanda. Tamamen dönem dışı, baba kız ilişkisi üzerinden ya da çok daha evrensel, siyasi çatışmaların ortasındaki bir çocuğun hikayesi olarak okuyabilir.

– 12 Mart ve 12 Eylül’ün izleri ve etkileri bu kadar yakınken, romanda da hapishane koşulları, duruşmalar, kaçak yaşayan politik karakterler varken, böyle bir Türk romanını evrensel hikaye gibi okumak mümkün mü?
– Bence romanı güncel, somut olayların bağlantılarının ötesine taşıyarak, evrensel temalarla ilişkisini kurarak okumak lazım. Romanı 12 Eylül’den bağımsız olarak siyasi çatışmaların içindeki bir kızın var oluş hikayesi olarak da okumak mümkün.

– 12 Mart ve 12 Eylül’ün adı geçmese de romanda var mı, yok mu?
– Elbette var. Ama her romanın farklı katmanları vardır.

Kitapta rakamlarla verilen cinayetler, toplumsal olaylar, cezaevlerindeki işkenceler için arşiv çalışması yaptınız mı? – O dönemi birebir yaşamadığım için hissedebilmek ve anlayabilmek için gazete arşivlerini taradım. Cinayetlerle ilgili rakamları da gazetelerden aldım. Atmosferi yaşayabilmek için de hemen hemen o dönemin tüm Türk romanlarını okudum.

– Hangi yazarları okudunuz?
– Adalet Ağaoğlu, Demir Özlü, Vedat Türkali gibi 70 ve 80’lerin ruhunu anlatan belli başlı bütün yazarların romanlarını okudum.

– Yazarken aileden birilerinin tanıklığından da yararlandınız mı?
– Hayır. Tabii ki bugüne kadar dinlediklerimin etkisi olmuştur. Bunlar ailede konuşulan şeyler. Ama özel olarak birileriyle konuşmadım.

SADECE EYLÜL’ÜN HİKAYESİ DEĞİL
– Eylül’ün babası, kızına yazdığı mektupları, bir süre sonra dava arkadaşlarıyla hesaplaşmaya dönüştürüyor. Böyle ağır yükler getiren ilişki biçimleri o dönemde fazlasıyla yaşanmış olmalı.
– Roman dediğimiz, gerçekliği yansıtan bir şey. Bir baba kız ilişkisinde olay, babanın çizdiği yeni yola bu kadar körlemesine odaklanıp, geçmişiyle hesaplaşırken kızını da oraya katmasına dönüşüyor. Tabii ki çok dramatik. Ve tabii ki bunlar yaşandı. Ben bunun sadece Eylül’ün hikayesi olmadığını düşündüğüm için yazdım. Eylül’ün babasına ne kadar kızsak da insan zaafları da olumlu tarafları da olan bir varlık. Evet, kızına karşı çok acımasız ama o dönemi anlamak açısından öyle okunmalı.

– Roman Eylül’ün bir sınıf arkadaşının zorla evlendirilişini fark edişiyle sona yaklaşıyor. Onun 30’lu yaşlarına kadarki süreç belirsiz değil mi?
– Hikayenin o bölümünü biraz okura bırakmak istedim. Ama şu belirsiz değil. Romanın ilk cümlesi: ‘Tabutunu görmedi, gelen bir bavul dolusu eşya.’ Bir yakınınız ölmüş ve siz de tabutunu görmemişseniz bir ilişki kopukluğunuz var demektir. Aslında Eylül, arkadaşıyla birlikte çeşitli seçimler yaptığı, bir var oluş sürecinin başladığı, kendi yolunu çizmeye karar verdiği an, bir eşik Eylül için… O eşiği geçtiği anda bitiriyoruz ve sonra 13 yıl sonrasına, romanın başladığı noktaya geliyoruz. Romanın son cümleleri ipuçlarını veriyor.

Tagged with →  
Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.