Dünya çocuklarının yıllardır severek okuduğu kaplumbağa Franklin’in serüvenlerine bir yenisi daha eklendi. Franklin’in Müzik Dersleri de, serinin diğer kitapları gibi, hem çocuklara okumayı sevdiriyor hem de onlara hiç öğreticilik kaygısı taşımadan bir şeyler öğretiyor.

Kaplumbağa deyip geçmeyin! Çok yavaş hareket etmesiyle tanıdığımız kaplumbağalardan farklı bir kaplumbağa var karşımızda; piyano çalmaya heves eden ama sonunda beyzbol maçının güçlendirdiği kolları sayesinde iyi bir “çancı” olup çıkan minik bir kaplumbağa.
Üstelik Franklin gibi afili bir isme sahip bu kaplumbağayı bizden biri yapan en önemli özelliği, onun her çocuk gibi “cin fikirli” oluşu kanımca. İşte size bir örnek: Az önce belirttiğimiz gibi Franklin piyano çalmaya heves ediyor. Takdir edersiniz ki bu oldukça meşakkatli bir iş. Çok çalışmak gerekiyor ve ustalaşmak için alıştırma yapmak şart. Ama Franklin, çalmaya heves ettiği kadar çalışmaya heves etmiyor. “Öğretici” bir kitaptan beklediğimiz, Franklin’e iyi bir ders vermesi tabii. Ama öyle olmuyor. Kitabın yazarı basbayağı Franklin’den yana! Gerçi Franklin çalışmadığı için piyano çalmayı öğrenemiyor, ama eninde sonunda başka bir müzik aletini sınıfta en iyi çalan öğrenci unvanını kazanabiliyor! Üstelik yine hiç çalışmadan! Nasıl mı? Bir taşla iki kuş vurmak diye buna derler. Franklin çalışmayı sevmiyor ama beyzbolu çok seviyor. Beyzbol ile bir müzik aleti çalmak arasında ne tür bir ilişki olabilir demeyin. Söz konusu olan kol kaslarıysa eğer iş değişebilir. Nitekim öyle de oluyor. Franklin, piyano çalmayı öğrenmesi için alıştırma yapması gereken saatleri beyzbol oynayarak geçiriyor. O kadar çok oynuyor, o kadar çok oynuyor ki, herkesten daha güçlü ve uzun süre çan sallayabilecek kasları oluyor. İşte size ikinci kuş: Böylece Franklin sınıfın en iyi çancısı oluyor! Siz söyleyin, tesadüfler ve şansın yardımıyla başarı kazanan sanatçı az mı memleketimizde? Yine de ne yalan söyleyeyim, benim gönlüm Fış Fış Kayıkçı’yı piyanoda çalmak için gece gündüz alıştırma yapan Kunduz’dan yana. Neyse ki öyle sanatçılar da yok değil memleketimizde…

 

KAPLUMBAĞANIN OKUMA AŞKI

Ama… Franklin’in sanattaki bu “armut piş ağzıma düş” yaklaşımı bir yana, öteki öyküde göze çarpan okuma aşkı karşısında şapka çıkartıyorum! Hem de nasıl bir aşk! Franklin ve arkadaşlarını sokağa döken, dükkân dükkân gezdiren büyük bir aşk bu. Tam olarak, “divane âşık gibi dolaşırım yollarda” durumu… Yalnız Franklin arkadaşlarından şanslı. Eve gittiğinde onu bir sürpriz bekliyor çünkü. Her yerde tükenmiş olan bu kitap şimdi kollarının arasında. Peki ya arkadaşları? Onlar ne yapacaklar? Tabii ki gerekeni… Franklin sıcak evinde, rahat koltuğunda kitabı okumaya çalışırken ona rahat vermeyecekler. Camlara yapışacaklar, kapısına dayanacaklar, telefon edecekler. Dertleri ne mi! Ne olabilir ki: Franklin’in kitabı bir an önce bitirmesi ve sıranın onlara gelmesi! Sonuç ise olabileceklerin en iyisi. Ormanın küçükleri, toplu halde kapıldıkları bu okuma aşkını, yine toplu olarak yapacakları eylemle doyuracaklar.
İşte bu noktada Franklin’in hakkını teslim etmek gerekiyor. Alıştırma yapma konusunda tembel olup da, okuma ve okutma konusunda aynı tembelliği göstermediği için. Ve arkadaşlarını da düşünüp, okuma eylemini kolektif bir eyleme dönüştürmeyi akıl ettiği için. Sonunda, arkadaşlarıyla birbirlerine kitap okuyacakları bir kulüp kurduğu için. Sizin yerinizde olsam, ben de hemen bu işe girişirdim. Bir okuma kulübünde hep birlikte kitap okumaktan daha eğlenceli ne olabilir ki?

İyi Kitap Dergisi

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.