“Sorun Küresel ise Çözüm de Küresel Olmalı”

Mahfi Eğilmez, uzmanlık alanı ekonomi olmasına rağmen uzun süredir öykü kitaplarıyla çıkıyordu okurlarının karşısına. Ancak son küresel ekonomik kriz, onun da kendi uzmanlık alanında bir kitap yazmasını âdeta zorunlu kıldı. Çünkü onu televizyon programlarından, gazete köşe yazılarından tanıyanlar, çarşıda pazarda yolunu kesip soru yağmuruna tutuyorlardı. Eğilmez, sonunda uzmanlığı ekonomi olmayan “sıradan vatandaş”ın da kolayca anlayacağı ama ekonominin temel kavramlarını yok saymayan bu kitabı yazdı. “Küresel Finans Krizi” isimli kitabın kafalardaki pek çok soruya yanıt vereceğini ve günlük yaşamımıza dair düzenlemeler noktasında yol gösterici olacağını düşünüyorum…

Irmak Zileli: Kitabınızda 2008 krizinin reel ekonomi ile sanal ekonomi arasındaki uyumsuzluktan doğduğunu belirtiyorsunuz. Bir başka tez de ABD ekonomisinin zaten krizde olduğu yönünde. Amerika’nın mortgage’a yönelmesi, var olan bir krizin sonucu mu, yoksa sebebi mi?

Mahfi Eğilmez: Bu çok tartışmalı bir konu. Kimilerine göre ABD zaten krize doğru giden bir sistemi ayakta tutabilmek için emlak fiyatlarını şişirmeye dayalı bu yöntemi benimsedi. Bu yöntemle insanlar sahip oldukları gayrimenkullerin sürekli değer kazandığını ve dolayısıyla servet açısından zenginleştiklerini hissederek harcamalarını ve kredi taleplerini yüksek tuttular ve bunun sonucunda ekonomi hızlı büyüdü. Ama bir yandan da emlak fiyatlarına dayalı balon daha fazla şişti. Kimileri ise tersini öne sürüyor ve gelişmenin sistemi yaşatma kaygısından değil gözetimin doğru yapılamamasından çıktığını öne sürüyor. Benim görüşüm ikisinin de geçerli olduğu ve sistemin özünde büyümeye, refah artışına dayalı olmasının göz kamaştırıcı bir ortam yarattığı ve hem balonların hem de kural ve denetim eksikliklerinin buradan kaynaklandığı şeklinde. Yani ben piyasa sisteminin özünde var olan çıkar kovalama güdüsünün önlem almayı engelleyecek bir optik kırılmaya yol açtığını, bunun da krizlerin çıkmasının nedenini oluşturduğunu düşünüyorum.

Irmak Zileli: Bu krizden çıkmak için dünya çapında yeni bir sistemin kurulması gerektiğini söylüyorsunuz. Tek tek ülkelerin ulusal çapta alacağı önlemlerin çözüm getirmeyeceğini vurguluyorsunuz. Bu sistemin prensipleri neler olabilir? Nasıl bir sistemden söz ediyorsunuz?

Mahfi Eğilmez: Benim üzerinde durduğum konu asıl olarak krizden çıkma konusu değil. Onunla ilgili görüşlerimi de büyük ölçüde Keynesyen ekonominin uygulanmasına dayandırıyorum. Yani krize yol açan sistem piyasa sistemidir ama ne çare ki krizden bizi çıkarabilecek olan piyasa sistemi değildir. Krizden bizi çıkaracak olan Keynesyen devlet müdahalesi yöntemidir. Bu krizden de bir süre sonra çıkılacağını ve konjonktürün bir biçimde yeniden yükselişe geçeceğini sanıyorum. Çünkü kapitalizmin ya da utangaç adıyla piyasa sisteminin geçmişte karşılaştığı bütün krizlerden, benzer yöntemi kullanarak çıkması mümkün olmuş. Önemli olan bu krizden çıktıktan sonra yeniden krize girmemek için ne gibi önlemler alınacağı. Mademki piyasa sistemi kriz yaratan bir yapıya sahip, başka kriz yaratmasını önlemek için yapılabilecek bir şeyler var mı? Ben asıl olarak bunu tartışmaya çalışıyorum kitabımda. Bir de böyle kriz yaratan bir sistem içinde yaşamaya devam edecek olduğumuz gerçeğinden hareketle bu tür krizlere karşı kurumsal ve kişisel önlemler geliştirebilir miyiz? Bu soruların yanıtını vermeye çalışıyorum. Önerdiğim sistemin özü, küresel kriz yaratan bir sistemin ulusal yöntemlerle yürütülemeyeceği görüşünden hareket ediyor. Mademki sermaye hareketlerinin serbestleşmesi sonucu kapitalizm de küreselleşti o halde yönetimin küreselleştiği bir yerde kurallar ve denetim mekanizmaları ulusal kalamaz. Kalırsa çözüme katkıda bulunamaz. ABD ve AB ülkeleri krizi kendi düşüncelerine ve konumlarına göre çözmeye çabalıyor. Arada bir toplanıp ortaklaşa karar almayı deniyorlar. Oysa bu kriz her ülkenin kendi başına çözebileceği ya da arada bir rastgele toplantı yapıp görüşerek bir yere varabilecekleri bir kriz değil. Sorun küresel ise çözüm de küresel olmalı. IMF bugünkü kısır yapısından çıkarılıp bu çerçevenin çizildiği bir ortam haline getirilmeli.

Irmak Zileli: Bugünkü dünyada bu tür bir yeni sistemin oluşturulması mümkün mü? Burada ABD’nin rolü ve misyonu ne olacaktır?

Mahfi Eğilmez: Bu bence şart ama kurulması çok kolay görünmüyor. Böyle bir kurumun bağımsız ve uluslar üstü olması gerekiyor. IMF’deki gibi çok parası olanın çok sermaye koyduğu bir kurum kurulursa bunun da tıpkı IMF’de olduğu gibi ABD’nin güdümüne girmesi kaçınılmaz olur. Buraya her ülkenin eşit ağırlıkla katılması gerekir. Hiç kuşkusuz bu kurumun kararları ve önereceği ortak denetim yöntemleri uluslar açısından zorunlu olmayacaktır. Bu kurallara ve denetim biçimine göre örgütlenmeyen ülkelere risk artışı nedeniyle sermaye akımı duracağı için ister istemez bunlara herkes uymak zorunda kalacaktır.

ABD bu işe önderlik etmelidir. Küreselleşmenin geleceği böyle bir düzene bağlı görünüyor. Aksi takdirde kapitalizmin önümüzdeki dönemde yaratacağı yeni bir küresel krizi yaşamamız kaçınılmaz görünüyor. Çünkü dediğim gibi sistem, tabiatı gereği kriz yaratmaya yönelik bir mekanizmaya sahip.

Irmak Zileli: Dünya bundan önce bir de 1929 bunalımını yaşadı. Siz bu bunalımdan Keynes politikalarıyla çıkıldığını söylüyorsunuz. Ancak buna ek olarak söylenen bir şey de bunalımdan İkinci Dünya Savaşı’yla çıkıldığı. Hatta “kan banyosu” terimi kullanılıyor. Buna katılır mısınız?

Mahfi Eğilmez: Gerçekten de o döneme bakıldığında böyle bir görünüm çıkıyor ortaya. İkinci Dünya Savaşı 1939’da başladı ama savaşa zemin oluşturan gelişmeler daha önce çıktı ortaya. Yani bu krizin bir dünya savaşına yol açtığını söylemek için her türlü kanıt var ortada. İlginç olanı, kapitalist sistemin yaşadığı benzer bir krizden çıkışının da Birinci Dünya Savaşı’na denk gelmiş olmasıdır. Buna karşın içinden geçmekte olduğumuz krizden çıkışın da bir savaşa bağlı olduğunu öne sürmemiz doğru değil. İlk savaş öncesinde Keynesyen politikalar bilinmiyordu, ikinci savaş öncesinde ise tam olarak sindirilip anlaşılmış değildi. Çünkü Keynes’in görüşlerini bir araya toplayıp da modelini geliştirdiği kitabı olan “Genel Teori” 1936 yılında yayımlandı. Bugün bunlar biliniyor ve kullanılıyor.

Irmak Zileli: Deniliyor ki, “Ortalıkta çok para olduğu için çıktı kriz”. Şimdi para dağıtılıyor. Bu tezi savunanların söylediği, para dağıtmanın bir işe yaramayacağı. Kâğıtlara kâğıt eklemekten başka bir şey değil deniliyor. Siz ne diyorsunuz?

Mahfi Eğilmez: Bir anlamda doğru bir yargı bu. Ne var ki kâğıtlara kâğıt eklendikçe değerleri düşer. Çözüm de oradan gelecek diye düşünüyorum. Yani şişmiş bulunan sanal ekonominin değer olarak reel ekonomiye yaklaşması sonucu çözüm ortaya çıkacak. Her şey gerçek ya da gerçeğe yakın değerlerine dönmüş olacak. Geçtiğimiz altı yedi yılda dünya ekonomisi üretim kapasitesi olarak yüzde 40 dolayında büyüdü. Buna karşılık bunları temsil eden değerler misliyle büyüdü. Bence bu kriz bu iki değer dünyası arasında yaklaşma sağlamaya dönük bir kriz.

Irmak Zileli: Bu krizin kapitalizmin iflası olduğu söyleniyor. Sizce böyle midir? Devletçiliğe geri dönüldüğünü düşünebilir miyiz?

Mahfi Eğilmez: Daha önce yaşanan krizlerde de aynı şeyler ileri sürüldü ama kapitalizm bir şekilde çıktı krizlerden. Hem de sosyalizmin temel araçlarından olan devleti kullanarak. Bu kez de muhtemelen böyle olacak. Yani yine devletin özel kesime destek vermesiyle krizden çıkılacak ve bir süre sonra yine devleti kenara itme faaliyeti başlayacak. Özelleştirmeler, deregülasyonlar yeniden gündeme gelecek. İşte benim önerdiğim yeni düzenleme o aşamada çok önemli. Çünkü piyasa yeniden serbest kalmak isteyecek ve kriz yaratan mekanizma yeniden ateşlenmiş olacak. Bir süre için devletçiliğe dönüş kaçınılmaz bir durumu yansıtıyor. Ama işler toparlandıktan sonra devletin piyasadan çekilmesi gerektiğine ilişkin baskıların arttığına hep birlikte tanık olacağız. Ben devletçiliğe geri dönüş olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir şey olması için devletlerin bunu istemesi gerekir. Kapitalist dünyada böyle bir istek görmüyorum. Bence bu geçici bir durumu yansıtıyor.

Irmak Zileli: Amerika’da vatandaştan vergi toplama kararı alındı, krizden çıkış ve bankaların kurtarılması için. Türkiye’de Fortis gibi yabancı ortaklı bankalar var. Yarın Türkiye’de de bu bankaların kurtarılması için vergi toplama yoluna gidilebilir mi? Bu yola gidilirse, sonuçta yabancı ortaklı bir bankanın kurtarılması söz konusu olacak. Başkasının parasının kurtarılması demek bu. Bu bir sorun çıkarır mı?

Mahfi Eğilmez: Kriz demek işsizliğin artması, kazançların azalması demek. Bu aşamada vergi almak hem kolaydır, hem zordur. İnsanlar işlerini kaybetmemek başta olmak üzere çeşitli korkularla ek vergiler verebilirler. AKP iktidarı 2001 krizi ertesinde yeni vergiler getirdi. Bunlara fazlaca bir itiraz da olmadı. Herkes krizden çıkabilmek için bu tür bir özveriye razıydı. Ama aynı iktidarın aynı amaçla ikinci kez vergi getirmesi o kadar hoşgörüyle karşılanmayacaktır diye düşünüyorum. Oysa örneğin Obama bu konuda çok daha şanslı. Çünkü iktidara yeni geliyor ve halkını özveriye çağırdığında daha kolay ve olumlu yanıt alabilir. Yabancı bankalar için desteğin, sistemin yapısı gereği, Türkiye’den değil o bankanın ana ortağı olan kurumun bulunduğu ülkeden gelmesi lazım.

Irmak Zileli: Krizden sonra “Kapital” okuyanların sayısında çok belirgin bir artış oldu. Sizce Marx haklı çıktı mı?

Mahfi Eğilmez: Marx yalnızca bu krizde değil kapitalizmin yaşadığı bütün krizlerde haklı çıkıyor. Yalnızca krizlerden sonra değil mutlaka okunması gereken bir filozof. Bence içinde yaşadığımız sistemin köklerini aldığı 19. ve 20. yüzyılların koşullarını, sistemin gelişimini ve dayanaklarını anlamak için Marx’ı mutlaka okumak gerek. Marx’ın yanında Darwin’i, Freud’u ve Childe’ı da okumak gerek. Buna karşılık bu yazarların kitapları kolay anlaşılabilir kitaplar değildir. Bu yazarların kitapları öncelikle düşüncemizin köklerinde oluşmuş bulunan önyargılardan kurtulmayı gerektiren düşüncelerle doludur. Yani bu kitapları okumak, bir yandan kendi önyargılarımızdan kurtulma savaşımı biçiminde yürüdüğü için zordur. “Kapital” bunların belki de en zorudur. Aslına bakarsanız Keynes’in “Genel Teori”si de aynı zorlukları taşır.

Irmak Zileli: Okurlarınız sizi ekonomist olarak tanıyor ama bambaşka alanlarda yazdığınız üç de kitap var. Onlar da biliniyor, okunuyor. “Anitta’nın Laneti”, “Hattuşa’dan Kaçış” ve “Light Günlük”. İlk ikisi Hititlerle ilgili. Özellikle Hititlerle ilgili olan kitaplarınız insanın dikkatini çekiyor. Ekonomiden oldukça uzak bu alana ilgi nereden doğdu?

Mahfi Eğilmez: Yirmili yaşlarımdayken bir arkadaşımın verdiği C.W.Ceram’ın “Tanrıların Vatanı Anadolu” adlı kitabı okuduğumda Hititler hakkında ne kadar az bilgim olduğunu fark ettim. Ondan sonra Hititlerle ilgili elime geçen kitapları, makaleleri okumaya başladım. Başlangıçta yalnızca okuyordum, sonraları kitap sayfalarının yanlarına notlar almaya başladım. En sonunda artık makaleleri ve kitapları özel olarak bulup getirtmeye ve not defterleri tutmaya yöneldim. Hititlere paralel olarak Mısır’la ilgili de çalışmaya başladım. Özellikle Akhenaten ve Ramses dönemleri üzerinde inceleme yaptım. 2000’lerin başlarında Christian Jacq’ın Ramses dizisini okudum. Kadeş Savaşı başlıklı bölümünde Hititlerin barbar insanlar olarak gösterildiğini ve Kadeş Savaşı’nı Ramses’in kazandığını görünce bu konularda makaleler yazmaya başladım. Pazar günleri ekonomiden fırsat buldukça Radikal’deki köşemde bu konular üzerine makalelerimi yayımlamaya başladım. Büyük ilgi çekti bu yazılar. O zaman gördüm ki Türk toplumu Hititleri yeterince tanımıyor ama anlatılırsa da ilgi duyuyor. Bir yandan da Hitit tarihiyle ilgili öyküler kaleme alıyordum. “Anitta’nın Laneti” böylece çıktı ortaya. Birden çok satanlar listesine girdi, haftalarca birinci sırada kaldı. On kitap yazdım şimdiye kadar, ama benim için ilk öykü kitabım olan “Anitta’nın Laneti” hepsinden farklı bir yerde duruyor. “Hattuşa’dan Kaçış” bence daha da iyi bir öykü kitabı. İçinde tarihi gerçeklerden hareketle yazılmış öyküler yer alıyor. “Anitta’nın Laneti”ne benzer öyküler ama birbirinin devamı değil. “Light Günlük” hem kurgu olarak hem de anlatım olarak bence çok özgün bir deneme. Anı kitabı deseniz tam uymuyor, ekonomi kitabı deseniz değil, öykü deseniz o da tam değil. Biraz ondan biraz bundan katılarak yapılmış yemeklere benziyor. Ama karmaşa içinde değil. Geçmişle günümüz arasında geçişler yaparak aradan geçen yarım yüzyılda pek fazla bir şeyin değişmediğini ortaya koyuyor. O da çok satanlar arasına girdi, çok iyi eleştiriler aldı.

Mahfi Eğilmez, öykü kitaplarının kazandırdığı bir özellik midir bilmiyorum ama ekonomi kitabını bile akıcı bir dille yazmayı başarmış. Kitap, ekonominin temel kurallarının anlaşılmasının hiç de zor olmadığını gösteriyor okura. Ancak kitabın ekonomiyi basitleştirdiğini ve kuramsal yönden ele almadığını söylemek de yanlış olur. Ekonominin genel yapısını bozmuyor ama sokaktaki insanın krizi anlamasını sağlıyor. Ayrıca, “Küresel Finans Krizi”, ekonomiyi “yalayıp yutmuş” okurlar için de sağlam bir kaynak.

 

 

 

 

 

 

 

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.