Türkiye’nin henüz yabancısı olduğu konuşan kitaplar çocuğa okumayı sevdirecek bir araç mı gerçekten, yoksa çocuğun anne baba ve kitapla arasına giren, sorular sormasını geciktiren bir malzeme mi? Irmak Zileli birkaç örnek üzerinden bu sorunun yanıtını verdi.

“Kitap en iyi dosttur!” sözüyle büyüyenlerdenim. Kuşkusuz kitabı dostlukla özdeşleştirmekte yanlış bir şey yok, hatta büyük ölçüde doğru. “Dost acı söyler” lafından da hareket edersek ve kitaplar çoğu kez acı söylediğine göre, hiç yanlış değil bu söz. Hem gerçekten de en iyi dost, kişiyi hayata hazırlayan olmalı. Hayatı göstererek, görmeyi öğreterek, farklı bakış açıları kazandırarak, başka dünyalara açarak…
Ben çocukken, her pazar sabahı televizyonda film saati olurdu. Başkarakterin çocuk olduğu bu filmlerden aklımda kalan tipik sahne, piknik yapan mutlu bir ailenin resmedildiği sahnedir. Ve o resmin olmazsa olmazı, çocuğun yanından bir dakika bile ayrılmayan sevimli bir köpektir. Köpeği Reks, Tomy, Bob gibi isimlerle çağırırlar çoğunlukla. Bizde ise köpeklere en çok verilen isim Dost’tur. O filmlerde ve gerçek hayatta da biliriz ki köpekler bizim dostumuzdur. Nitekim filmlerin bir sahnesinde köpek mutlaka insanlığa hizmet edecek, ya birinin hayatını kurtaracak ya da bir hırsızı yakalayacaktır! O halde, kitaplardan farklı olarak köpeğin dostluğunda zor durumlarda kurtarıcı olmak gibi bir özellik de var. Şu durumda kitaplar ve köpekler en iyi dosttur, diye geliştirebiliriz o sözü. Ama kendimi şöyle düşünmekten alamıyorum nedense; bir yalnızlaştırma var bu sözde. Kişiyi “insan” dışında seçeneklere yönelten bir şey belki. Bir mecburiyetten mi doğuyor acaba? İnsanoğlunun uçsuz bucaksız tarihi içinde sırtından bıçaklananların sayısı hiç de az olmasa gerek. Belki de budur dostu bir nesnede ya da bir hayvanda arama çabasının arkasındaki gerçek. Ne de olsa kitaplar insana kazık atmaz. Atmaz mı sahiden? Her kitaba kefil olamam ama emin olduğum bir şey köpeklerin “dostlarına” sonsuz derecede sadık oldukları.
Peki dostlardan tek beklentimiz bu mu? Bize hayatı göstermeleri, önümüzde yeni kapılar açmaları, dürüst ve sadık olmaları mı?

 

KIZIM SORU SORMAK İSTERSE?

Elimde iki kitap var. Üstlerinde “Konuşan Kitap” yazılı. Düğmesine basıyorsun ve sayfalarda yazılı hikâyeyi bir de sesli dinleyebiliyorsun. Anne ve babalar için büyük kolaylık. Yorgun akşamlarda, bana kitap oku diye tutturan çocuğunuzun önüne koyup rahat edebilirsiniz! Bas kızım, bas oğlum, bak abla sana anlatacak… Peki ya anne/baba ile çocuk arasındaki dostluk? Kitap sayfalarında karşımıza çıkan sayısız hikâyeyi paylaşarak gelişebilecek, derinleşebilecek o dostluk? Tamam haksızlık etmeyelim, zaman zaman her annenin, her babanın “off” düğmesine basıp ortalıktan yok olma hakkı olabilir. Böyle durumlar için gerçekten kurtarıcı da diyebiliriz bu kitap için. (“Kurtarıcı” dedim, demek bu kitabı da dost sayabiliriz!) Ama… Evet tüm bu uzun söylevin sonunda bir “ama” geleceği belliydi değil mi? Evet, ama… Kızımı canlandırıyorum gözümde. Sevimli Atlar isimli kitabın birinci sayfasını açmış. Güzel mi güzel bir çiftlik var. Yemyeşil. Resmin bir yerinde “1” rakamı var. Bu rakam bize 1 numaralı tuşa basmamızı söylüyor. Ve kızım basıyor. 1 numaralı tuşun arkasından bir kadın sesi geliyor. Hikâyesini anlatmaya başlıyor. Büyük çiftliğin boyanma günüydü diyor ve devam ediyor: “Boyacı çiftlik evini, samanlığı ve çitleri mor renge boyadı.” Kızım hemen başını kaldırıyor, gözleri beni arıyor. Çünkü sormak istiyor. “Samanlık ne anne?” Bulamıyor. Sorusunu soramıyor. İkinci, üçüncü, dördüncü sayfalarda hiçbir sorusuna yanıt veremeyen ama ezberini bozmadan aynı cümleleri sayısız kez tekrarlayabilen kadının sesinden dinliyor hikâyeyi. Cümleyi bir kerede anlayamadığı zaman düğmeye basması yeterli. Ama sonra, hikâyenin bir yerinde, çok heyecanlanıyor kızım. Boya kutusuna düşen ve mora boyanan, bu sakarlığı yüzünden de çok ama çok utanan ata öyle yakın hissediyor ki kendini! Başını kaldırıp beni arıyor yeniden. Anlatmak istiyor. Çünkü hep böyle olur. Öteki “konuşmayan kitaplar” anne/baba ile çocuğun başka başka konulara geçmesine, başlarından geçen bir olayı paylaşmalarına yol açar. Yani konuşmalarına… Bazı kitaplar, en iyi dost olabilmelerini buna borçludurlar; başka dostlukların kapılarını açmalarına…
Elimdeki iki konuşan kitabın ikisi de dostluk üzerine. Mora boyanan atın arkadaşları, onun ne kadar utandığını görüp kendileri de boya küpüne atlıyorlar. Böylece hepsi birden mora boyanıyor. İşte arkadaşlıkta aradığımız bir başka özellik: dayanışma.
Öteki kitap da, bir ağacın dallarına konan kuşların, kedilerin, köpeklerin, çocukların, o ağacın çatısı altında nasıl güzel bir gün geçirdiklerini, şarkılar söyleyip eğlendiklerini anlatıyor. Arkadaşlıkta aradığımız bir özellik daha: güzel anları paylaşmak!
Kitap okumak da o güzel anlardan biri; paylaşarak büyüyen, arkadaşlıkları büyüten…

İyi Kitap Dergisi

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.