Yazın yaşamımız bir büyük ustasını yitirdi. Kuşkusuz her ölüm erken ölümdür. Ancak bir yazar için ölüm-ölümsüzlük kavramları yapıtları üzerinden irdelenmeli, düşünülmelidir. Erhan Bener okuyanlar, bireyin iç dünyasına yaptıkları yolculukta, sade ve özenli bir dille karşılaşacaklarını bilirler. Bener ailesinin soyağacına baktığınızda iddiadan, süsten uzak, kendilerini edebiyata vermiş emekçiler görürsünüz. Erhan Bener, edebiyattaki özgün yerini, popüler kültüre tutsak olmadan, kendi çizgisini koruyarak oluşturduğu hikâyelerle sağlar. Okurları için kimi zaman karamsar kurgular gibi dursa da bu yapıtlar, aslında insan gerçeğine yönelik bir arayışın sonucudur. Bener’in yapıtları, incelikli çözümlemeleriyle, bireyi toplumsallık içerisinde görmeye çalışırken öne çıkardığı ayrıntılı betimleriyle ilgi çekicidir. Usta yazarın yapıtlarının büyük kitlelere ulaşmayışının bir nedeni, kolaycılıktan uzak, belki de okurdan da emek isteyen kurgular yapmış olmasıdır. Büyük olasılıkla insanlık tarihine ismi kazınan ölümsüz pek çok yazar gibi, Erhan Bener de günün birinde Türk edebiyatının sayfalarında yerini daha da güçlendirerek alacaktır. Bir başka deyişle günümüz şanslı okurunun çoktan ayırdına vardığı usta yazar, zamanın olgun terazisinde ölçüldükten sonra bu kez tüm kuşaklara uzanan bir yolculuğa çıkacaktır. Edebiyatımızın bu önemli kaybını biz de birkaç sözle anmak istedik. Üstelik ölüm acısının içimizi dağladığı bugünlerde… Söz konusu olan kişi Erhan Bener olunca işimiz daha da zorlaştı…

Erhan Bener aramızdan ayrıldı. 2007’nin son haftalarıydı haberini aldığımızda. Büyük bir edebiyatçıyı yitirdik. Ondan daha nice eser bekliyorduk oysa. Yenilerini yazacağından emindik. Yine de 60 küsur yıllık sanat ve edebiyat yaşamının ürünü olan 30’un üzerinde yapıtı tesellimiz. Ve bunca yapıtın varlığı ve niteliksel ağırlığı da onun ardından yazmayı güçleştiriyor…

Maliyeciden sanatçı, edebiyatçı, hem de iyi sanatçı, edebiyatçı olunabileceğini ilk kez Cemal Süreya’da şaşkınlıkla görmüştüm. Şimdi artık bunda şaşılacak bir şey olmadığını ve hatta bunun son derece doğal olduğunu düşünüyorum. Erhan Bener’in de maliye müfettişi muavinliği yaptığını öğrenmem, bu yargımı pekiştirdi. Sayılarla sözcükler sanıldığı gibi uzak değil birbirinden. Belki de kardeş olduklarını söylemeliyiz. Zaten Cemal Süreya da, maliyeciliğini gerekçelendirmek için değil, büyük bir şiir “ustası” olduğu için matematik ile şiirin kardeşliğini ilan etmişti. “Usta” sözcüğünü kullanmamda kasıt var. Çünkü Süreya, şiirin bir seferde yazılıp bitirileceğine değil, üzerinde ince ince çalışılarak yazılacağına inanıyordu. Bu çalışma aylar alabilirdi, kimi zaman iki dize, ardından gelecek dizeleri beklemek üzere nadasa bırakılır, sonra bir başka şiir için düşünülmüş dizelerle buluşturulabilirdi. Basbayağı işçiydi şair… Üstelik matematiksel zekâsı gelişkin bir işçi.

Erhan Bener de şiir yazarak başlamış edebiyat yaşamına. Ancak hızla romana, öyküye adım atmış. Bener’in çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunuyor. Bu oyunlardan bazısı tiyatro sahnesinde de canlandırılmış. Bütün bu çok yönlü eserlerine karşın, esas olarak romanlarıyla adından söz ettiren Bener’in kitaplarındaki insanın gerçekliği, romandaki karakterlerin yalnızca toplumsal boyutuyla var olmamasından kaynaklanır.

O, toplumun gerçeklerinin ötesine geçmiş, bireyin gerçeklerini anlatma ustalığına erişmiştir. Bu anlamda, toplumsal gerçekçi edebiyatın, toplumsal sorunları ifade etme, toplumsal hayata ışık tutma özelliğinin bir adım önüne geçmiştir. Bener, ne tek başına “bireysel dünya”ları anlatmış, ne de bireyi görmezden gelerek “toplumsal yapılarla” kendini sınırlamıştır. Psikolojik yapıların, iç dünyaların, kimi zaman yaşadığı toplumla çatışan ruh hallerinin “gerçeğini” de kavramıştır. Erhan Bener’in bütün yapıtlarında işte bu bütünlüklü bakış hissedilir. Fethi Naci’nin dediği gibi, “Erhan Bener’in başarısı, asli görevinin ne olduğunu iyi bilmesinden kaynaklanıyor: Bireyleri anlatmak”. Bir ek yapalım: Erhan Bener toplum içindeki bireyin iç dünyasını, yaşadığı toplumun gerçekleriyle iç içe, karşılıklı etkileşim içinde, toplum ve birey arasındaki alışverişi her daim canlı tutarak, ama “bireyin psikolojisini” eksen alarak anlatır. Böylece onun romanlarındaki birey, toplumsal atmosferden bağımsız ele alınan bireyler gibi kadük kalmaz. Yapıtlarında ise toplumsal olayların eksen alındığı ve bireysel dünyaların es geçildiği romanlardan farklı olarak derin bir gözlem gücü kendini hissettirir.

Erhan Bener’in çocukluğu “göçebe” bir çocukluktur. Anadolu’nun sayısız kentinde, kasabasında yaşamıştır Bener. Çok sayıda yer görmenin, bu yerlerin yerleşik insanlarıyla temas etmenin yarattığı bir gözlem yeteneği edinmiştir olasılıkla. Ancak bu yeteneği yine de “tanıdığı, bildiği” insanları anlatırken kullanmıştır. Hatta anlattığı “kendisi”dir.

“Ben, kendimi anlatıyorum. Zaten kimse bir başkasını anlatamaz. Anlattıklarımın toplumsal bir yönü varsa, o da benim yapımda var olduğu içindir, onunla sınırlıdır. Ben hiçbir zaman bir maden işçisini anlatamadım. Bir toprak kölesini de…”

Anlattığı birey konusunda “sınırlı” bir tarif veriyor Bener. Ancak mekân konusunda sınırları çok daha geniş. Köy, kasaba, kent, büyük şehir… Hepsi onun romanlarında vardır. Çünkü “kendi yaşamında” onların her biri en azından bir süreliğine yer edinmiştir. Bu anlamda Erhan Bener’in gerçekçiliği, bireysel deneyimleriyle sıkı sıkıya bir bağ içindedir.

Ve, ilk roman… Bener’in ilk romanı “Acemiler” kendi yaşam öyküsüyle paralellikler taşır. 1952 yılında yayımlanan bu romanda yakın arkadaşlarından, kendi anne ve babasından ve Erhan Bener’in kendisinden esinlenmeler görülür.

Bener’de yazma itkisini yaratan ne olmuştur? Ağabeyinin de önemli edebiyatçımız Vüs’at O. Bener olması, bir aileden iki büyük yazarın doğması, insana “bu bir tesadüf olamaz” dedirtiyor. Ki onların babasının da yaşam tutkusu “yazmak”tır. Erhan Bener onun için, “Hayatı boyunca yazmayı düşünen bir baba” diyor… Babanın hayali, iki oğulda gerçek oluyor, üstelik hakkıyla!

Erhan Bener, hakkı teslim edilen yazarlarımızdan. Pek çok ödül sahibi. 1961 yılında aldığı ilk ödül Türk-Fransız Kültür Cemiyeti tarafından “Kedi ve Ölüm (Ara Kapı)” romanına verilmiştir. Ardından 1992’de Yunus Nadi Öykü Ödülü, 1993’te Haldun Taner Öykü Ödülü, 1996’da Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alan Bener’in, “Böcek”, “Sisli Yaz”, “Ölü Bir Deniz”, “Yalnızlar” romanları beyaz perdeye aktarılır.

Erhan Bener için yazılmış bu yazının “son söz”lerini ona bırakmak, kendi ağzından roman anlayışını anlatması için kapanışı ona yaptırmak yerinde olacak. Ve yalnızca romanlarıyla, öyküleriyle değil, edebiyat üzerine ürettiği düşüncelerle de aramızdaki varlığını sürdürdüğüne en güzel kanıt olarak…

“Bir romancı olarak, özgürlükten yanayım. Romancıyı ve romanları yapay sınıflamalara sokmamak gerekir. Kimsenin sanatçıya yol, yöntem göstermeye hakkı yoktur. Ne var ki, romancının da kendi yapıtını, ya da varsa kendi roman ve yaşam anlayışını, başkalarına kabul ettirme çabası içinde olmaması gerekir.(…) İsteyen cinselliği, eşcinselliği, kişisel bunalımları; isteyen toplumsal sorunları, ruhsal çözümlemeleri konu edinebilir. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Yeter ki, birtakım özel yaklaşımlar kimi gerçeklerin saptırılmasına araç olarak kullanılmasın, bir toplumsal yaşam felsefesi olarak kabul ettirilmeye kalkışılmasın. Türk romanının bugünkü durumu için, bir okuyucu olarak söyleyebileceğim şey şu: 20. yüzyıl, büyük teknolojik gelişmelere karşı, genel olarak sanatta 19. yüzyılın görkemli görünüşünden uzaktır. 19. yüzyılın sanat gücüyle etkilenmiş olan 20. yüzyıl insanı bu bakımdan doyumsuzluk içindedir. Türk romanı da aynı doyumsuzluk duygusunu uyandırmaktadır okuyucuda. Arada, sarsıcı, saran, çok önemli yapıtlarla karşılaşmıyor değiliz. Ama, dış dünyada, birtakım özel koşullarla gerçekleşen yakınmalara karşın, Türk romancılığının başarılı bir düzeyde olduğunu söylemek güç. Özellikle son otuz kırk yıldır ülkemizin sık sık karşılaştığı toplumsal bunalımların romancılarımızı genellikle içine kapanıklığa, bir çeşit kaçışa sürüklediğini düşünüyorum. Kendimi de bu genel değerlendirmenin dışında tutmam güç olur sanırım.”

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.