Yapı Kredi Yayınları, Türkçeye kazandırıldığı ilk yıl olan 1954’ten tam elli sene sonra tekrar yayımladı Ayşegül serisini. Küçük kahramanımız o günden bu yana hiç değişmemiş. Çocukluğu Ayşegül’le geçmiş olanlar; haydi, küçük yavrunuzla birlikte nostalji yapmaya!

Bir çocukluk arkadaşım vardı, ismi Ayşegül’dü. Annesi annemin kuşağındandı, kızına bu ismi çocukluğunda birlikte büyüdüğü Ayşegül kitapları nedeniyle koyduğunu söylemişti. O kitaplar, o kadar etkili olmuş, iz bırakmış demek ki! Saygıyla karşılamış, arkadaşıma bir başka gözle bakar olmuştum.
Hayal meyal hatırlıyordum Ayşegül kitaplarını. Sanırım benim kuşağımda bu denli etkisi olmadı. Ya da benim mahalleme uğramadı Ayşegül, kim bilir! Bana çoğunlukla Can Yayınları’nın kırmızı kalpli çocuk kitapları alınırdı. Pal Sokağı Çocukları, Okumak İstiyorum, ben de en çok iz bırakanlar. Şimdi düşünüyorum da, Ayşegül ile benim kitaplarım arasında hiçbir ilişki yok. Pal Sokağı Çocukları, zengin-yoksul ayrımını en keskin biçimde gösteren; arkadaşlık ve dayanışma duygularını acıtıcı yollarla da olsa öğreten bir kitaptı. Okumak İstiyorum da öyle. Yoksul bir köylü çocuğunun okuma isteğini ama parasızlıktan dolayı okula gidemeyişini anlatıyordu. Düşünüyorum da, çocuğun ismi Cubao’ydu; Çinliydi. Kimse, biz çocuklar onu sevelim diye adını Türkçeleştirmeye kalkmamıştı. Keza, Pal Sokağı Çocukları’nın Nemeçek’i de öyle… Şu yaşıma geldim, bu ismi tüm zorluğuna rağmen unutamadım.
Ayşegül’le büyümedim, ama Yapı Kredi Yayınları’nın aradan 50 yıl geçtikten sonra yeniden yayımladığı seriyi, İyi Kitap’a yazmak için okuma fırsatım oldu. Tuhaf şey, resimlerde gördüğüm Ayşegül gönlümdeki hiçbir teli kıpırdatmadı. Üstü başı temiz pak, saçı başı her zaman düzgün toplanmış, âdeta Barbie bebeklerinin çocukluğu… Bu küçük kıza haksızlık etmek istemiyorum, ama bizim mahalleden olmadığı kesin Ayşegül’ün; adı istediği kadar Türkçe olsun. Evet, Ayşegül hepimiz gibi kardeşiyle kavga eden, sonra bundan pişmanlık duyan, annesine sürprizler hazırlayan, okula giden, arkadaşlarıyla oyun oynayan bir çocuk, ama yine de olmayan, bir türlü yerli yerine oturmayan bir şey var onda. Bu şeyin ne olduğunu, serinin Amerika’ya Vapurla Yolculuk kitabını okuyunca anladım. Ayşegül, yanında mürebbiyesiyle, büyük mü büyük bir geminin içinde, sevimli köpeğiyle birlikte yaz tatili için Amerika’ya gidiyor bu kitapta. Size Ayşegül’ün bizim mahalleden olmadığını söylemiştim değil mi? Ülkemizden Amerika’ya gemiyle gidiş var mı, bilmiyorum. Varsa da, kaç aile, çocuğunu başında bir mürebbiyeyle Amerika’ya gönderiyordur acaba?

 

DÜNDEN BUGÜNE

Bu kitaptan sonra, ötekilere daha dikkatli baktım. Ana hikâye bize o kadar yabancı olmasa da, ayrıntıları incelediğimde ortaya çıkan resim beni yanıltmadı. Ayşegül (hadi söyleyelim asıl adı, Martine), bahçeli iki katlı bir evde yaşayan, dış görünüşü, giyimi ve yaşam tarzıyla tipik bir Amerikalı ailenin küçük kızı. “Ne sakıncası var,” diyeceksiniz. Bir sakıncası yok elbette, ama bu durumu değerlendirmek için, Ayşegül kitaplarının Türkiye’de ilk kez yayımlandığı yıllara bir bakmak gerek. Belçika kökenli bu hikâye kitabı ve kahramanı, ülkemize 1954 yılında giriş yapmış. Bu yıllar, artık hepimizin bildiği gibi, yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada Amerika’nın yükselen yıldız olduğu; sosyal, ekonomik ve kültürel yapısıyla örnek olarak sunulduğu yıllar. Öyleyse Martine’nin (nam-ı diğer Ayşegül’ün yani) Avrupalı olmasına rağmen bir Amerikalı gibi yaşamasında yadırganacak bir şey yok. İsim değiştirip (ama kimlik değiştirmeden) Türkiye’ye girmesinde de…
Peki, Ayşegül anne ve babalarımızın üzerinde neden bu denli etkili oldu? Bunu anlamak için sanıyorum Türkiye’de o yıllardaki çocuk kitapları yayıncılığının durumuna bir bakmak gerekir. Acaba Ayşegül nasıl bir yenilik kattı yaşamlarına? Başka alternatifler var mıydı? En azından bugünkü kadar zengin bir çeşitliliğe sahip miydi çocuk kitapları? Sanıyorum değildi.
Öyleyse, Ayşegül’ün onların hayatında bir boşluğu doldurduğunu, bu nedenle de iz bıraktığını söylemek mümkün. Peki, bugünün çocuklarının hayatında böyle bir boşluk var mı? Artık ülkemizde, yerli-yabancı çocuk kitaplarındaki artış bir yana, bu çeşitliliğin içinden ailelerin seçim yapabilmesine yardımcı olacak bir çocuk kitapları dergisi bile var. Bu da tek başına seçim yapmanın zorluğunun, dolayısıyla çocuk yayıncılığının ne denli geliştiğinin bir kanıtı olmalı.
Arkadaşım Ayşegül’e sevgimi, annesinin ona bu ismi vermesindeki naifliğe saygımı koruyorum, ama galiba artık çocuklarımıza daha başka hikâyeler anlatmamız gerek, hele buna olanak varken…

İyi Kitap Dergisi

Share →
Set your Twitter account name in your settings to use the TwitterBar Section.